Aydın ihaneti nedir (1)

Ben "İhanet" ve "Hain" sözcüklerini sevmem:

ünkü bu sözcükler genellikle, objektif, nesnel olmaktan çok sübjektif, öznel kavramlardır:

Neye göre "İhanet", kime göre "Hain"

Üstelik de tümüyle karşı olduğum idama kadar giden, çok ağır yaptırımları da çağrıştırır.

Ama "Aydın" gibi, "Emekçi" gibi, "Politikacı" gibi, belli bir grubun beklenen tutum ve davranış kalıbını temsil eden soyutlamalarda kullanıldıklarında, bu sertliklerini yitirir ve toplumsal, siyasal ve ideolojik bakımdan bir eleştiri anlamı taşırlar.

Değerli okurlarımdan özür dileyerek kendimi de "Aydın" saydığım için bu yazıyı bir anlamda özeleştiri yapmak amacıyla yazdığımı belirtmeliyim.

***

Ben Felsefe ve Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenleri olan bir anne baba ailesinde yetiştiğim, yemek masasındaki konuklar olarak Yahya Kemal gibi, Nurullah Ataç gibi "Aydınların" bulunduğu bir evde büyüdüğüm ve sonradan hem bir akademisyen olarak hem de Erdal İnönü'nün dostluğuyla Kültür Bakanlığı Müsteşarlığı gibi bir makamın olanaklarıyla gerçek, sahte, "Hain", hemen hemen bütün görüntüler içindeki "Aydınlarla" ilişki kurabilmiş olduğum için "Aydın" denilen mahluku iyi tanıyan şanslı bir "Aydın"ım.

Bence (öznel olarak) evrensel anlamda, Bağımsızlığı, Özgürlüğü, Eşitliği, Laikliği, Dayanışmayı, Adaleti ve Barışı savunmayan, sömürüye karşı çıkmayan "Aydın", insanlığa ihanet içindedir!

Yine bence (öznel olarak) Türkiye'de, bu yedi ilke bağlamında sömürüye karşı çıkmayan, Anayasa'yı, Demokratik, Laik ve Sosyal Hukuk Devleti olan Cumhuriyeti, Temel Hak ve Özgürlükleri savunmayan Aydın, ülkesine ihanet içindedir.

Görüldüğü gibi bu yazıda "İhanet" ve "Hainlik" sözcüklerini, daha çok "ait olduğu söylenen grubun tutum ve davranışlarına aykırı olan", "ait olduğu guruba zarar veren" gibi yumuşak anlamlarda kullanıyorum.

Şimdi gelelim kendi gözlemlerime!

***

Tarihsel ve genel "İhanetler" bir yana, ilk kişisel "Aydın İhanetini", Aziz Nesin