Kadın olmak toplumun dayattığı güzellik algıları, zayıflık idealleri ve 'mükemmel olma' baskısıyla mücadele etmek anlamına da geliyor. 8 Mart; kadın sağlığını, ruhunu ve yüklerini görme günü de olmalı.
Kadın olmak çoğu zaman güçlü olmak, üretmek, dayanmak, toparlamak olarak tanımlanıyor. Ama aynı zamanda toplumun dayattığı güzellik algıları, zayıflık idealleri ve 'mükemmel olma' baskısıyla mücadele etmek anlamına da geliyor. Oysa kadın olmak yalnızca bu kalıplarla tanımlanmak değil, her şeyden önce kendi bedenini, sınırlarını ve varoluşunu özgürce tanımlayabilmek.
Tam da bu noktada yeme bozuklukları, yalnızca yemekle ilgili bir mesele değil; duygularla, kontrol ihtiyacıyla, beden algısıyla ve toplumsal baskılarla yakından ilişkili bir ruh sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkıyor. 22-28 Şubat Yeme Bozuklukları Farkındalık Haftası'nı geride bıraktık. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde kadın bedeni, kadın kimliği ve kadın sağlığı üzerine konuşmak istedim.Sevgili kadınlar, bu yazı hem farkındalık hem de şefkat için.
NEDİR YEME BOZUKLUĞU
Yeme bozuklukları bireyin yemekle, kilosuyla ve beden algısıyla sağlıksız ve takıntılı bir ilişki geliştirmesiyle ortaya çıkan psikolojik temelli rahatsızlıklardır. En sık görülenleri arasında anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkınırcasına yeme bozukluğu yer alır. Ancak günümüzde tablo yalnızca bu tanılarla sınırlı değil. 'Temiz beslenme', 'fit olma', 'detoks' gibi kavramların sağlıklı yaşam adı altında yaygınlaşması, bazı bireylerde kontrolün kaybedildiği, kaygı temelli bir beslenme biçimine dönüşebiliyor. Yeme bozuklukları sadece kilo problemi değildir, sadece irade meselesi değildir ve sadece genç kızların sorunu değildir. Bu durum psikolojik, biyolojik ve sosyal etkenlerin birleşimiyle ortaya çıkar. Peki, son dönemde yeme bozukları neden artıyor
SOSYAL MEDYA VE MÜKEMMEL BEDEN ALGISI
Hiçbir dönemde bedenler bu kadar görünür ve karşılaştırılabilir olmamıştı. Sosyal medya filtrelenmiş, düzenlenmiş, çoğu zaman gerçek dışı beden standartlarını normalleştiriyor. 'Düz karın', 'bikini vücudu', 'öncesi-sonrası' paylaşımları; kadınların bedenlerini sürekli değerlendirmesine ve yetersiz hissetmesine neden olabiliyor. Bu da sürekli diyet yapma döngüsü, suçluluk hissi, aşırı egzersiz, yeme üzerinde kontrol kurma ihtiyacı gibi davranışları tetikleyebiliyor. Yapılan bir araştırmaya göre 13-17 yaş arası gençlerin neredeyse yarısı (yüzde 46) sosyal medya yüzünden vücut imajları konusunda kendilerini daha kötü hissettiklerini söylüyor. Sosyal medyada günde üç saatten fazla zaman geçiren kişilerin, ekran başında daha az zaman geçiren kişilere göre yeme bozukluğu geliştirme olasılığı iki kat daha fazla. Özellikle ergenlik döneminde sosyal medya kullanımına bilinçli sınırlar koymak, hem kendiniz hem de çocuğunuz için gerçekçi beden algısını destekleyen içerikleri teşvik etmek ve beden odaklı değil sağlık odaklı bir yaklaşımı güçlendirmek koruyucu bir adım olabilir.
Bir diğer önemli nokta ise kontrol ihtiyacı ve belirsizlik. Pandemi, ekonomik dalgalanmalar, sosyal stresler… Hayatın belirsizleştiği dönemlerde insanlar kontrol edebildikleri alanlara yönelir. Yemek de bunlardan biri. Ne yediğini, ne kadar yediğini, kaç kalori aldığını kontrol etmek; bazı bireylerde sahte bir güven hissi yaratır. Ancak zamanla bu kontrol, kişinin hayatını kontrol etmeye başlayabilir. İşte döngü burada başlar.

2