Yazar, Çanakkale'nin ve Troya'nın sadece ulusal hafızamızda değil dünya tarihinde de yer aldığını vurgulayarak, coğrafyaların nasıl efsaneye dönüştüğü sorusunu soruyor. Bu iddiayı Rüstem Aslan'ın New York'ta yaptığı sunumdan ve seyyahların gözünden Çanakkale'yi anlatan bir kitaptan örneklerle destekliyor. Ancak tarih, tanıklığı kimin gözünden okuduğumuzda gerçekten farklı anlamlar taşıyor mu?
ÇANAKKALE herkes gibi benim için de çoközel bir yer...
Ama galiba benim için biraz daha fazlası.
Tarihe olan ilgim okul çağlarından bu yana var.
Ama Troya ile kurduğum bağ, bir ders kitabının sayfalarında başlamadı.
Daha çok, anlatılan hikâyelerin satır aralarında filizlendi.
Troya'yı bana sevdiren iki kişi oldu.
Meslektaşım Murat Kıray ve Troya Kazı Başkanı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Rüstem Aslan.
İkisi de Çanakkale fanatiği.
Hatta öyle ki, onların gözünden bakınca Çanakkale bir şehir olmaktan çıkıyor, adeta bir karaktere dönüşüyor.
Sanırım ben de bu yüzden, farkına varmadan o hikâyenin içine girdim.
Kendimi en az onlar kadar "Çanakkaleli hissedenler" kulübüne yazılmış buluyorum.
Rüstem Aslan, geçenlerde New York'ta Troya'yı anlattı.
Ama bu, klasik anlamda bir konferans değildi.
Haberin DevamıTürkiye'nin New York Başkonsolosluğu ve Türkiye Turizm Tanıtım ve Geliştirme Ajansı (TGA), Türk Evi'nde düzenledikleri "Troya: Mit ile Tarihin Buluştuğu Yer" başlıklı etkinlikte diplomatları, akademisyenleri ve kültür dünyasından isimleri bir araya getirdi.
Rüstem Aslan anlattı. Troya üzerine bir tür zihinsel yolculuk yapmışlar.
Bir antik kent gibi değil, yaşayan bir karakter gibi anlatılmış.
Rüstem Hoca'nın en çok üzerinde durduğu şeylerden biri şu olmuş.
Troya'nın artık sadece İlyada'nın bir sahnesi olarak görülmemesi gerektiği.
Mitoloji ile arkeoloji arasındaki o ince çizgi, artık daha görünür.
Ve bu çizgi, doğru anlatıldığında çok güçlü bir etki yaratıyor.
Salondaki insanların ilgisi de tam buraya yoğunlaşmış.
Farklı ülkelerden gelen insanlar, Troya'yı sadece bir "hikâye" olarak değil, bir "gerçeklik katmanı" olarak dinlemiş.
Bu çok kıymetli.
Çünkü bugün dünyada en zor şey ne biliyor musunuz
İnsanlara yeni bir bilgi vermek değil; eski bir bilgiyi yeniden hissettirmek.
Troya bunu başarıyor.
Rüstem Aslan'ın anlattığı bir detay özellikle dikkatimi çekti.
1782'ye ait o ilk çizim...
Sonra 1802'de yayımlanan hali...
Düşünün....
Tek bir görsel, yüzyıllar boyunca bir merakın fitilini ateşliyor.
Ve bugün biz hâlâ o merakın peşindeyiz.
Troya kazıları sadece toprağı değil, insanlığın hafızasını da kazıyor.
Haberin DevamıHer katmanda başka bir uygarlık, başka bir hikâye.
Çanakkale'den çıkıp New York'ta karşılık bulmak; doğru yapıldığında çok güçlü bir etki bırakıyor.
ÇANAKKALE'Yİ SEYYAHLARIN GÖZÜNDEN OKUMAK
ÇANAKKALE'ye her gidişimde aynı hissi yaşarım. Sanki ben oraya gitmiyorum; orası beni çağırıyor.
Rüstem Aslan ve Murat Kıray masaya bir kitap koydular. "Seyyahların İzinden Çanakkale..."
Rüstem Aslan yazmış, Murat Kıray yayına hazırlamış.
Çanakkale Belediyesi de destek vermiş. Kitabı elime aldığımda ilk hissettiğim şey şuydu. Bu sadece bir tarih kitabı değildi.
İnsanlık tarihinin uzun bir dönemine tanıklık etmiş insanların, olayların, mekânların da anlatısıydı.
Çünkü Çanakkale'yi biz genelde kendi hikâyemizden okuruz. Savaşlardan, destanlardan, milli hafızadan... Bu kitap bambaşka bir şey yapıyordu.
Haberin DevamıÇanakkale'yi seyyahların gözünden okuyordu.
Çanakkale sadece bizim hafızamızda değil.
Dünyanın hafızasında da çok büyük bir yer kaplıyor.
Pers Kralı Kserkses'ten, Büyük İskender'e... Fatih Sultan Mehmet'ten, Avrupa'nın gezginlerine kadar...
Herkes bu topraklara bir anlam yüklemiş.
Ve herkes bu topraklardan bir şey alıp gitmiş.
Bazen bir hatıra. Bazen bir taş. Bazen de bir hikâye. Kitap aslında bir sorunun peşine düşüyor.
"Bir coğrafya nasıl efsaneye dönüşür"
MANHATTAN'DA BİR NAR AĞACI
NEW YORK'tan bahsetmişken; iki yıl önce açılmış ve çok popüler olan bir Türk restoranından da bahsetmek isterim.
Manhattan'da Beşinci Cadde'ye yakınsanız; Nar Restoran

4