"Süreç"le siyasî tezgâhlar!

Âlây-ı vâlâ ile ilân edilen "süreç raporu"nda demokratikleşmenin yanısıra yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla âdil yargılanma hakkının muğlak ifadelerle geçiştirilmesi dikkat çekici.

Vakıa şu ki terörist başına "umut hakkı" ve terör örgütü militanlarına "yasal düzenleme"nin dışında de-mokratikleşme söylemde kalıyor.

Öncelikle AKP-MHP-DEM temsilcilerinden oluşan "İmralı heyeti"nin terörist başıyla görüşmelerinin 62 sayfalık tutanağının komisyon üyelerine bile verilmeyip milletten ve Meclis'ten kaçırılması daha başta kırılganlığı ele verdi.

Bundandır ki terör örgütü militanlarının entegrasyonları tartışılırken, seçilmiş belediye başkanlarıyla siyasetçilerin peşinen yargısız infazla derdest edilip tutuklanmaları, "tek kişilik hükûmet"in "demokratikleşme samimiyeti" testi oluyor.

İSTİFHAMLARI ARTTIRAN HANDİKAPLAR!

Aslında "rapor"da "Kürt sorunu"ndan tek kelime bahsedilmemesi, Anayasa gereği uyulması zaten kesin olan AİHM ve Anayasa Mahkemesi'nin "hak ihlâli" kararlarının Saray iktidarı ve Meclis Başkanı'nca açıkça uygulatılmaması, seçilmiş siyasetçilerin bile bile cezaevinde tutulması, bütün dünyanın önünde Türkiye'de hukukun, insan haklarının, âdil yargılama ve savunma hakkının çiğnendiğinin itirafı.

Esasen "rapor"da "tutuklama istisnaî olmalı" denilirken, "etkin pişmanlık"tan yararlandırılan "itirafçılar"ın, uydurulmuş "gizli tanıklar"ın ihbarlarıyla seçilmiş belediye başkanlarının aylardır yargısız infazla tutuklulukları yaman bir çelişkiyi ifşa ediyor.

Bu arada Başsavcı olarak iddianamesini hazırlatıp "suçladığı" yüzlerce sanığı yargılayan hâkimlerle topyekûn adliye mekânizmasının başına getirilen yeni Adalet Bakanı'nın, daha ilk günde aylardır tutuklu tuttuğu belediye başkanlarının avukatlarıyla görüşmesine saat sınırı çıkışı, adâletin en temel esaslarının başında gelen "savunma hakkı"nı engelleme komplosunu ele veriyor.

Keza "süreç"in "yürütme içinde kurulacak bir mekânizma"ca yürütülmesiyle Meclis'in peşinen devre dışı bırakılması, istifhamları arttıran bir başka handikap oluyor.

Oysa "süreç"te, "demokratikleşme"nin ve "hukukun üstünlüğü"nün gereği olarak öncelikle AİHM ve AYM kararlarının uygulanması; yıllardır tutuklu bulunan siyasetçilerin âcilen tahliye edilmesi; atanmış "yandaş kayyımlar"ın kaldırılarak seçilmiş başkanların ve görevden uzaklaştırılan çalışanların derhal görevlerine iade edilmesi; siyasetin normalleştirilip kutuplaştırmanın sona erdirilmesi gerekiyor.

SIĞ SİYASÎ KUMPASLARLA...

Ne var ki iktidardakilerin "en başta "kaldıracağız" vaadini verip daha da otoriterleştirdikleri YÖK'ü yirmi üç yıldır siyasî iktidarlarını tahkimde istismarlarına yenileri ekleniyor.

Sanki yeni iktidara gelmişler gibi partili Cumhurbaşkanı "yeni anayasa hazırlık çalışmaları"ndan dem vuruyor; "12 Eylül darbe anayasası utancından kurtarma!" adı altında "yeni siyasî komplolar" kuruluyor.