—BAYAT İSNADLARA CEVAPLAR— (1)
DEVRİN ULMÂSINCA TAKDİR EDİLİR
Uluslararası ifsad şebekelerinin güdümündeki bazı nâdânlarca çağımızın Kur'ân müfessiri Bediüzzaman Said Nursi'ye öteden beri atılan bayat isnadlar tekrarlanıyor.
Gerçi bu iftiralara başta gazetemizde ve bazı sosyal medya kanallarınca önemli cevaplar verildi; lâkin hakikatin hatırı, savurdukları bühtanlara daha vazıh cevapların verilmesini gerektiriyor.
Bühtanların başında öncelikle Bediüzzaman Said Nursî'ye verilen "Bediüzzaman ünvânı" geliyor. Öncelikle şunu belirtelim ki "zamanın hârikası" ve "çağın eşsiz güzelliği" anlamına gelen bu lakâbı, Said Nursî'nin kendisi veya Nur talebeleri değil; devrinin ilim câmiası ve ilmî müesseseleri vermiştir.
Zira tahsil hayatında ve sonrasında çeşitli zeminlerde yaptığı hararetli ilmî münâzarâlarla ilim dünyasının takdirini kazanan Said Nursî'ye, dinî ilimlerle tetkik ettiği çeşitli fenleri - müsbet ilimleri mezcettiren geniş birikimini ve engin ilmî üstünlüğünü ispat eden ilmî şahsiyetine medrese âlimlerince daha genç yaşında "Bediüzzaman" ünvânı bahşedilir.
Said Nursî'nin "Bediüzzaman'lığı" sâdece Şarktaki medrese çevreleriyle ve yaygın olarak halkın nezdinde de kalmaz, Osmanlı ilim dünyasında da bu ünvânla tanınır.
Bu ilmî vukûfiyetinden dolayı daha gençliğinde "Said-i Meşhur" sıfatıyla tanınır. 1892'de Siirt'te medresesine gidip ders aldığı Molla Fethullah Efendi, genç Said'in günde bir-iki saat çalışıp ezberlediği başta İbnü's Sübkî'nin dört mezhebin fıkıh usûlünü anlatan "Cem'ül Cevâmi" kitabı olmak üzere diğer medrese kitaplarından sorduğu bütün sorulara eksiksiz cevap verir. Bunun üzerine, "Bizim medreseye gâyet zekî bir talebe geldi. Her ne sual ettimse, duraklamadan cevap verdi; bu yaşta zekâsına, ilmine, fazlına hayran kaldım" diyerek "zekâ ve hıfzın (ezberin) ifrat derecesiyle bir kimsede toplanması nâdirattandır" hayreti ve hayranlığını bildirir; ilmi vukufiyetinden dolayı Arabî ilimleri âlimi "Bediüzzaman-ı Hemâdanî"ye benzetip "Bediüzzamanlık" ünvânını verir ve "Bediüzzaman" diye hitap etmeye başlar.
ESÂRET DÖNÜŞÜNÜ GAZETELER "BEDİÜZZAMAN" ÜNVÂNIYLA DUYURUR
Gerçek şu ki Said Nursî, Osmanlı döneminde muhtelif kaynaklarda "Bediüzzaman ünvânıyla yer alır. Diğer Osmanlı zâbitleriyle Gönüllü Alay Kumandanı olarak Kosturma'daki esâretten firar eden Said Nursî'nin Petesburg'a uğrayarak Varşova ve Viyana'ya varıp "esir subay" olarak Almanlar tarafından Osmanlı Ordusu hesabına yazılan bir biletle tren yoluyla Sofya üzerinden İstanbul'a gelişi İstanbul gazeteleri tarafından "Bediüzzaman" ünvânıyla duyurulur.
8 Temmuz 1918 tarihli Tanin gazetesinde, "Kürdistan ulemâsından olup, talebeleriyle beraber Kafkas cephesinde muharebeye iştirak eylemiş ve Ruslara esir düşmüş olan Bediüzzaman'ın İstanbul'a muvasalat eylediği (ulaştığı)" haberi verilir.
OSMANLI HÜVİYET CÜZDANINDA "BEDİÜZZAMAN" ÜNVÂNI...
Osmanlı devletinin Said Nursî'ye verdiği hüviyet cüzdanındaki "isim ve ünvân" bölümünde "Bediüzzaman Said Efendi" yazılır. Hayatına dair bütün tarihçelerde, mahkeme müdafaalarında, iddianâmelerde, resmî ve gayr-ı resmî belgelerin önemli bir yekûnunda "Bediüzzaman" ismi açıkça belirtilir. Devrin âlimleri arasında "Bediüzzaman" diye zikredilir.
Daha Osmanlı döneminde yazdığı makaleler "Bediüzzaman" imzasıyla gazetelerde yer alır. Meselâ 19 Kasım 1908 tarihli Şurây-ı Ümmet Gazetesi 46. nüshasında neşredilen "Hamidiye Alaylarına Dair Beyân-ı Hakikat" başlıklı makalesinin altında "Bediüzzaman" imzası atılır.
Veya 1912'de "Hutbe-i Şâmiye" ile ikinci tab'ı "Arabî Hutbe-i Şâmiye" eserinin ikinci zeyli olarak İstanbul Matba-i Ebuzziya'da bastırılan ve bilâhare 1920'de Evkâf-ı İslâmiye matbaasında basılan "Sünûhat" kitabının sonuna ilâve edilen "Devâü'l-Ye's" kitabıyla ayrıca dönemin çeşitli matbaalarında basılan, "İşârât," "Rumuz," "Hakikat ekirdekleri," "Nokta", "Lemaat", "Tulûat", "Muhâkemat" ve "Münâzarât" gibi Arapça ve Türkçe eserler, müellif olarak "Bediüzzaman" ya da "Bediüzzaman Said Nursî" ismiyle neşredilir.
Bunun gibi "Eski Said" olarak yine Osmanlı'nın son döneminde te'lif ettiği ve "Sünûhat" gibi eserlerinin hem Türkçe asıllı Osmanlıca ve hem yeni yazı Türkçe baskıları "Bediüzzaman Said Nursî" imzasıyla basılır.

17