Demokratikleşme ıskalanıyor

Barış sürecinin terör örgütü lideriyle sınırlandırılıp demokratikleşme adımları atılmazsa, bunun gerçek bir uzlaşma mı yoksa iktidarın muhalefeti sindirme aracı mı olduğu sorusu açık kalıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Kürt sorunu çözüm sürecinin terör örgütü liderinin durumunu iyileştirmeye hasredildiğini, oysa seçilmiş siyasilerin tutuklanmaya devam etmesi, muhalefet belediyelerine operasyonlar düzenlenmesi ve yargının politize edilmesi nedeniyle bunun demokrasi ve hukuk takviyesi değil iktidarın muhalefeti baskı altına alma stratejisi olduğunu ileri sürüyor. Demokratikleşme olmadan barış sürecinin entübe edilmiş, başarısızlığa mahkûm bir çaba olacağını savunuyor. Acaba iktidar gerçekten barış istiyor mu, yoksa yalnızca barış söylemi arkasında siyasi gücünü pekiştirmeyi mi hedefliyor?

"Süreç"in handikaplarının başında, "terörsüz Türkiye" aldatmacasıyla demokrasi ve hukukun ıskalanması geliyor.

Oysa "süreç komisyonu"nun Meclis'e sunduğu raporda, öncelikle Anayasa Mahkemesi (AYM) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) kararlarının uygulanmasıyla düşüncelerinden dolayı tutuklanan siyasetçiler ve gazetecilerin tahliyeleri gerekiyor.

Hâlen bir yılı aşkındır hapiste tutulan yirmi bir belediye başkanıyla, yüzlerce belediye çalışanının tutuksuz yargılanmaları; yargı kararı olmadan sayıları on üçü bulan atanmış kayyımlara son verilmesi ve yüz binlerce oy farkıyla seçilmiş başkanların âcilen görevlerine iâdeleri icâb ediyor.

Ne var ki bir yandan "iç barış" ve "iç cephe tahkimi"nden dem vurulurken, diğer yandan muhalefet belediyelerine baskınlara, il-ilçe başkanlarının derdestine devam edilmesi, "süreç" istifhamlarını daha da arttırıyor.

HUKUKSUZLUKLAR SÜRÜYOR...

Aslında muhalefeti sindirme maksadına matuf, hazineye en az 60 milyar dolara mal olan operasyonlar yapılırken, iktidar belediyeleriyle ilgili yolsuzluklara, kamu malını yandaşlara partizanca peşkeşe, irtikâba, ihaleye fesad karıştırmaya dair yüzlerce dosyadan bir tekinin dahi soruşturulmaması, olayın hukukî değil siyasî boyutlu olduğunu gösteriyor.

Ve "Demokrasi şarta bağlanamaz, pazarlık konusu yapılamaz. Kürt sorunu olmasa da bu topraklarda Cumhuriyetin demokratikleşmemesi sorunu var" tepkileri tabloyu özetliyor.

Bundandır ki "iktidar cephesi"nin gerekli kanunî düzenlemeleri kasten zamana yaydığından yakınan DEM Eş Başkanları, AYM'nin yanısıra hakkında AİHM'nin "hak ihlâli"nden üç tahliye kararını ilettiği on yıldır hapis tutulan "başta Demirtaş'la Cem Atalay gibi seçilmiş vekiller, Kobani davası ile Gezi direnişi tutukluları serbest bırakılsa, tutuksuz yargılamayla İmamoğlu ve arkadaşları görevlerinin başına dönse barışa ve demokrasiye büyük güven oluşturur; Türkiye derin nefes alır" uyarısında bulunuyorlar.

Kısacası "sürec"in "Öcalan'a umud hakkı"yla kalması, toplum barışı ve demokratikleşmeye dair hiçbir adımın atılmaması; kayyım atamalarının, antidemokratik baskıların sürmesi, demokrasi, hukuk ve yargının bağımsızlığı niyetinin olmadığını açığa çıkarıyor.

Belli ki iktidarın "gizli ajandası" var. Bahçeli'nin bile "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına dönmeli" temennisi de havada kalıyor.

İktidar mahfillerinden, "yasalara dair teklifleri ana muhalefetle DEM birlikte hazırlayıp versin" çarpıtmalarıyla kendilerince muhalefete tuzak kurmaya yeltenmeleri bunun bir diğer göstergesi.