Bugünün sendikası sosyal medya

Sendikalar gücünü kaybederken, işçiler sosyal medyada dayanışma kuruyor—ama bu dijital direniş hayatta kalma ekonomisini değiştirebilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Türkiye'de sendika üyeliğinin çöküşü (yüzde 11) ve işçilerin sosyal medyaya kaydığını gösterir. Ancak gelirin giderinin çoğu zaman yetersiz olduğu bir 'hayatta kalma ekonomisi'nde, viral trendler gerçek yapısal çözümün yerine geçebilir mi? Dikkat çekici gözlemlerle, manavdaki fiyat dalgalanmalarından yola çıkarak talep eksikliğinin gerçek ekonomik krizin göstergesi olduğunu ima ediyor.

Son yıllarda, özellikle de sanırım pandemiyle birlikte dijital kanallar hayatın önemli bir parçası hâlini aldı. Orada sosyalleşiyor, orada dertleşiyor, trendleri takip ediyor, psikolojik dünyamızdaki sorunlara orada çare arıyor, yönetenlere çağrımızı oradan iletiyoruz. Kimin gördüğünü önemsemeden 'uykum kaçtı' yazmaktan bile çekinmiyoruz sosyal medyada. Her şey herkese açık yaşanıyor. Bu fazlasıyla büyük tehlike içeriyor ve ne yazık ki herkes bunu bile bile gözünü 'kim nerede ne yapıyor' olarak özetlenebilecek bu dünyadan ayırmıyor...

Eskiden sendikalar çok güçlüydü, hatırlayanlar vardır mutlaka. İşçilerin haklarını savunmak için uzun toplantılar, günler, aylar süren grevler, Ankara'ya yürüyüşler, fabrika ya da bakanlık önlerinde grev nöbetçileri, grev gözcüleri... Ya şimdi O sendikaların adları hâlâ var da, kimsenin öyle toplantılara, grevlere harcayacak vakti yok. Yazıyorsun sosyal medyada "EYT hakkımız, söke söke alırız" diye; gelsin milyonlarca etkileşim... Etkileşimle kalmıyor tabii. Seçmen tercihlerini yönlendirecek kadar büyük bir dalga oluşturuyor ve 'gereken' yapılıyor. Biri bir haksızlığa mı uğradı, yaz sosyal medyada, görmesi gerekenler görsün, bilmesi gerekenler bilsin. Yeni moda kelimemiz 'linç' ya hani... Bir fotoğraf ya da bir video, bazen haksız yere bir insanın hayatını karartabiliyor. Sektörümüzün önemli yayınlarından Marketing Türkiye, bir araştırma yaptırmış. Bu araştırmada da bahsediliyor bu yeni durudan... Araştırmaya göre, katılımcıların yüzde 86'sı hayatları boyunca hiç sendika üyesi olmamış. Şu anda sendikaya üye olanların oranı ise çalışanların sadece yüzde 11'i... Bu durum sessiz bir pasifize olma durumu gibi düşünülse de dünya artık değişti. Çalışanlar artık dayanışmayı 'dijital topluluklar' üzerinden kuruyor. Facebook grupları, Telegram kanalları, X platformları... Oralarda ilk 10'a, 20'ye girdin mi tamam... Ona da zaten Trend Topic deniyor; yani TT. Zaten biz de sendikaların adını yılda iki yılda bir memurların toplu sözleşmeleri sırasında, yılda bir kez de asgari ücret tespit edilirken duyuyoruz. Etkinlikleri ise maalesef sosyal medya etkisinin küçük bir bölümü kadar.

HAYATTA KALMA EKONOMİSİ

Aynı araştırmada dikkatimi çeken bir şey daha var: Herkes mutsuz...

Araştırmaya göre, Türkiye'deki mavi yakalıların, yani emek yoğun çalışanların yüzde 64'ü sabit saatlerde, yüzde 25'i vardiyalı, yüzde 12'si proje bazlı veya dönemsel çalışıyor. Yani iş ritimleri düzenli gibi görünse de hayatları düzensiz. Katılımcıların 3'te biri iş değiştirmeyi düşünürken, 5'te biri aktif olarak iş arıyor. Yani çalışıyorsa da hayatını idame ettirebilmek için. Yani, hayatta kalma ekonomisi... Çünkü, katılanlara "Elde ettiğiniz gelir aylık giderlerinizin ne kadarını karşılıyor" diye sorulmuş. Yüzde 221'i "sadece bir kısmını karşılıyor"