Yazar, eğitim meselesinin sürekli ideolojik hesaplar ve değişimler nedeniyle sorun haline geldiğini, basit ve işlevsel bir sistemin kurulması gerektiğini savunuyor. Ailelerin ve devletin ortak sorumluluğunun bulunduğunu ancak kamu otoritesinin de dış etmenleri denetlemekle yükümlü olduğunu vurgulayarak, yapay gündemlerin yerine doğru insan yetiştirmenin ülkenin en temel hedefi olması gerektiğini öne sürüyor. Peki, toplumsal uzlaşının olmadığı bir ortamda, eğitimde istikrarı sağlamak gerçekten mümkün olabilir mi?
Klişe bir laf vardır pek sevdiğimiz ve her fırsatta kullandığımız, "eğitim şart" diye.. Eğitim, her meselenin temelinde yatan unsur ve gerçekten de çok sağlam bir temele oturtmamız, her şartta ve durumda bu şarta uymamız gerekiyor.
Eğitim sistemi ifadesi de pek çok açıdan sürekli tartışılan, her gelen bakanın veya iktidarın şekillendirmeye çalıştığı, kendi kafasına göre yoğurduğu ve sürekli bir taraflarından kurcalanan bir yap-bozdan farksız bir halde. Bir ülkenin, en başat meselelerinden birisi olan eğitim-öğretimi, on yılar boyunca adamakıllı bir çizgiye çekememesi, sürekli bir arayışın, değişikliğin, sil baştan inşa etmenin söz konusu olması, bu olmazsa olmaz "şart"ı giderek bir sorun hâkline getiriyor.
Eğitim meselesi, basit ideolojik hesaplara veya ezber, kalıplaşmış birtakım sloganik hava atmalara zemin olarak kullanılacak bir alan değil en başta. Kıyısını, bucağını, kendi kafasına göre kesip biçmek de, yap-boz tahtasına çevirmek de, her gelen bakanın fantastik deneylerinin tahtasına dönüştürmek de kabul edilemez.
Meselenin kendisi ilk etapta düzgün insan yetiştirmek gibi çok katmanlı bir mesele, ancak bunu yaparken de çok girift, çok karmaşık, çok fantastik işlere girmek yerine daha temel, daha öz ve amaca hizmet edecek bir yapının inşa edilmesi zarureti hala ortada duruyor. Bunu yaparken, ille ortaya kimselerin aklına gelmeyen, dahiyane bir yeni model falan da koymaya gerek yok belki. Zor olan, daha temel, daha basit, daha sade ve işlevsel bir sistemi ortaya koyabilmek zaten.
Bütün bunları yaparken, ideolojik kaygılar veya hesaplar yerine toplumsal bir uzlaşı aranmazsa, toplum bu meselenin hayırlı bir zemine oturtulacağına ikna edilmezse veya böyle bir ikna çabasına bile girişilmeyip de "ben istedim, oldu" denirse de, bir yere varılamaz.
Değişen dünyayla birlikte, özellikle de internet çağıyla birlikte çocukları, gençleri etkileyen dış etmenlerin giderek çoğalması kontrolden çıkması, sayılarının korkunç bir hızla artması ve bununla birlikte de ailelerin çocukları üzerindeki kontrolünün de azalabilmesi gibi bu çağa has sorunlar karımızda duruyor. Elbette ki, çocuk yetiştirmek meselesinde ilk merci ailedir, sonra okul, öğretmen vs gelir. Ailelerin bu konudaki sorumluluğu her şeyden ve herkesten fazladır.
Ancak, toplumu etkileyen dış etmenlerin, uyarıcıların, özellikle de kitle iletişim araçları, TV'ler, diziler, sosyal medyadaki, uygulamalar vs ve bunların denetimi, düzenlenmesi noktasında da kamu otoritesinin de payı vardır. İnsan hayatında çok önemli bir yer işgal eden ve hayatının belli bir dönemini doğrudan etkileyen kamusal alanlar olan okulların her açıdan sorumluluğu da kamuya aittir haliyle.

23