Yazar, Türkiye'nin Kosova'yı yenerek Dünya Kupası'na katılma hakkı kazanmasını sadece bir sportif başarı değil, milyonların ortak hafızasına ve hayallerine dokunacak bir olay olarak görüyor. Orkun Kökçü ve Uğurcan Çakır gibi isimlerin performansını örnek göstererek takımın olgun oyununu vurgulasa da, yazının merkezinde futbolun toplumsal anlamı ve 2002 Dünya Kupası nostalojisinin yeniden canlanması yatıyor. Peki, bu duygusal bağlantı takımın Amerika'da başarılı olma baskısını artıracak mı?
"Futbol sadece futbol değildir" diye bir söz vardır.
Gerçekten de öyle...
Bende böyle düşünenlerdenim.
Zira, A Milli Takım'ın Priştine'de Kosova karşısında aldığı o 1-0'lık galibiyet de tam olarak böyle bir hikayenin kapısını araladı.
Tam 24 yıl sonra yeniden Dünya Kupası sahnesine çıkacak olmak, sadece bir sportif başarı değil; önemli bir arenada kimliğimizi de temsil etmek.
Türkiye, en son benim çocukluğumda 2002'de Dünya Kupası'na katıldığında, milyonlarca insan sabahın erken saatlerinde ekran başına kilitlenmişti.
Brezilya'ya karşı oynanan o efsane maç, herkesin hafızasında.
Okula gitmeden önce izlenen maçlar, paylaşılan umutlar, kurulan hayaller...
Şimdi ise aynı duygular, yeniden gerçekleşecek.
Ne mutlu!
***Maçla ilgili birkaç kelam edecek olursam...
Kosova karşısında oynanan final mücadelesi hiç kolay olmadı.
Rakip tıpkı Romanya maçında olduğu gibi sert ve temaslı bir oyun tercih etti.
Ancak bu kez sahada daha olgun, daha sabırlı bir Türkiye vardı.
Panik yapmadan top çeviren, oyunu kontrol etmeyi bilen bir takım izledik.
Bu noktada bazı isimleri ayrı paranteze almak gerekiyor.
Orkun Kökçü, orta sahadaki bitmek bilmeyen enerjisiyle adeta takımın beyni gibiydi.
Rakibin oyununu bozarken, hücumda da sorumluluk aldı ve attığı kritik şutla galibiyetin mimarı oldu.

46