Asu Maro

Milliyet

Mesleği umut olanlara selam

Sezon başladığından beri epeyce fazla sayıda oyun izliyorum, haftada en az iki-üç akşam. Hepsinden farklı duygularla ayrıldım; "Bu kadar paraya-emeğe yazık değil mi" ile "Oh be, ne kadar yetkin bir iş izledik" arasındaki yelpazede gidip gelen. Ama şimdi bahsedeceğim farklı, içimi umutla dolduran bir oyun. Bir gelecek umuduyla.Büyük olanakları olan

Bol kepçe muhabbet

Elere kapanıp yalnızlaştığımız pandemi döneminden bize bir 'çevrimiçi buluşma' kültürü kaldı. Madem bir araya gelemiyoruz, bari birbirimizin yüzünü ekrandan da olsa görelim diye yola çıktık, giderek yiyeceğimizi içeceğimiz hazırlayıp bilgisayar başına geçtiğimiz sofralar kurar olduk.Yüz yüze buluşmanın yerini tutmasa da faydalı bir alışkanlık. Hele

"Geçen Gün" ne oldu

Şehir hayatı böyle bir şey artık. Hiçbir yerde kendimizi tam olarak güvende hissedemiyoruz. Evimizden, 'kozamızdan' (hatta orada bile değil, gel de Adalet Ağaoğlu'nun "Kozalar"ını hatırlama) dışarı çıktığımız anda tek başımızayız, küçücüğüz ve herkes üzerimize geliyor. Biri omuz mu atacak, biri telefonumuzu mu kapıp kaçacak, biri ters bir laf mı ed

Zamansız bir oyun

Bazı oyunlar var, yıllar önce yazılmış, insan "Kim bilir ne kadar eskimiştir" diye düşünebiliyor ve fena halde yanılabiliyor. Sevinilecek bir şeyden söz etmiyorum. İnsanın özünde değişmeyen bir şey var ve bu iç açıcı bir şey değil. Bunu usta bir yazar ele aldıysa da hem evrensel hem zamansız bir eser çıkıyor ortaya. Orwell'in "1984"ünü Nilüfer Kent

İyi niyet taşlarıyla döşenen yol

Çocukluğuma dönüp baktığımda hâlâ hatırladıkça tüylerimi ürperten bir sahne var. İlkokulu özel bir okulda okudum, ailelerin bir dolu para verip çocuklarını gönderdiği ve o çocukların kişiliğinin sistemli şekilde ezildiği. Bir teneffüsten sınıfa döndüğümüzde çantalarımızın didik didik aranmış olduğunu görmüştük. İçlerinden çıkan 'ganimetler' öğretme

Cem Karaca'nın dinmeyen gözyaşları

Bu konuda her haber gördüğümde içim cız ediyor. Cem Karaca'nın hayatı film oldu, Yüksel Aksu'nun çektiği "Cem Karaca'nın Gözyaşları" geçen hafta gösterime girdi, biz sürekli o filmin sinemalarda kalmaya devam edip etmeyeceğini konuşuyoruz. Çünkü daha film sete çıkmadan başlayan ve bir türlü bitmeyen bir 'engel olma' çabası var, Cem Karaca'nın son e

"Hiç mi yaşamayalım yani"

Aile, TDK'ya göre "evlilik ve kan bağına dayanan toplum içindeki en küçük birlik" sürdürülebilirliğini büyük ölçüde 'yalanlara' borçlu. Haksızlık ettiğimi sanmıyorum. Çoğumuz için haklarında az şey bildiğimiz, kendimizi anlatamadığımız, onlarla ilgili fikirlerimizi de kendimize sakladığımız bireylerden oluşan bir 'küçük birlik', aile. Ama tabii ki

Dizilerin bize söyledikleri

Yeni bir solukla başlayan üçüncü sezonunu vites düşürmeden devam ettiren "Yargı" dizisi benim için düşmeyen merak dozu kadar toplumsal cinsiyet eşitliği alanında verdiği örneklerle de izlenir oldu ilk günden beri. Bir kere işine âşık bir ana kadın karakter vardı. Ceylin'i (Pınar Deniz) önce ne olarak tanımlarız Ilgaz'ın (Kaan Urgancıoğlu) büyük aşk

Müzikli oyunlar zamanı

Bu ay Maximum Uniq Hall'da yeni perde açan iki ayrı müzikal izledim. 27. İstanbul Tiyatro Festivali için hazırlanan bir proje olan Peyk müzikali "Hamiyet" idi. Şimdi ayda bir iki kez farklı sahnelerde seyirciyle buluşuyor. Neden 'Peyk müzikali' Çünkü tamamen Peyk'in şarkılarından oluşuyor ve grubun solisti İrfan Alış'ı çocukken çok etkilemiş gerçe

Kendi hikâyemize çıkış bileti

Önceki akşam katıldığım bir toplantıda kadınlardan oluşan topluluğa "Özgürleşme yolunda önünüze çıkan engeller nelerdi" diye bir soru yöneltildi. Gelen yanıtlarda en çok "kocam" geçiyordu. Bu engeli aşmış olan vardı, aşmaya hazırlanan vardı, düşününce bu en azından çoğu insan için 'boşanılabilen' bir engel. 'Kendim' diyen oldu ki aşılması en zor en