Asu Maro

Milliyet

Gerçek gecede hayali yüzleşme

Oyunun yazılış hikâyesi en az kendisi kadar enteresan. Amerikalı yazar (aynı zamanda besteci, müzisyen, eski televizyoncu) Peter Danish, birkaç yıl önce Viyana'da tatil yaparken meşhur Sacher-Torte'lerinden yemek için Hotel Sacher'e uğruyor. Elinde seyahat için yanına aldığı kitabı var; Leonard Bernstein'in mektupları. Kahvesini ve pastasını getire

"Senin, benim olsun, bizim olsun"

Ne kadar neşeli sözleri varmış, bir Orhan Gencebay şarkısından beklenmeyecek kadar. Bunu "Sevgili Arsız Ölüm / Dirmit"i izlerken fark etmiştim. Köyden kente göç etmiş kalabalık bir ailenin en küçük kızı, Dirmit. Aile büyük şehirle beraber Dirmit'in mutlu olma ihtimalleriyle de mücadele ediyor adeta. Neye heves etse, neye tutunup da uçmaya kalkışsa

Seçişler ve vazgeçişler

Ben interaktif oyun dedin mi gerilenlerdenim. Tiyatroya seyirci olarak gidiyorum, çoğunlukla seyirci kalmak istiyorum. O gün de bir tedirgin gittim bu nedenle, çünkü "Yaş Dediğin" adlı oyunun tanıtım metninde bu sözcük geçiyordu.Acaba başımıza neler gelecekti…Neyse ki başımıza son derece doğal, kendinden ışıklı, seyretmesi çok keyifli bir oyuncuyla

İzlemesi ne kadar zor

"İzlemesi ne kadar zor bir film" diye geçiriyoruz içimizden. Hele ilk yirmi dakikasında kamera oraya buraya savruluyor, anlayamıyor insan ne olduğunu tam. Şöyle ışığı, kadrajı yerli yerinde, sonradan üzerine konuşurken "ne güzel fotoğraflar vardı" diyeceğimiz bir kare yok, kafası karışıyor, içi bulanıyor 'seyircinin'. Zor oturuyoruz yerimizde, bası

"Kurtuluş" nerede değildir

Bunu korkarak da olsa kabul etmeliyiz ki insanın içinde kötülüğe ikna olmaya teşne bir yer var. Bunu yüz yılların eskitemediği mekanizmalarla körükleyip topluca harekete geçirdiğin zaman ortaya "insanlık dışı" dediğimiz suçlar çıkıyor ve oturup hep beraber bunların hiç de "insanlık dışı" olmadığını izliyoruz.Emin Alper'in 76. Berlin Film Festivali'

Sade, sahici, "Leziz"

Kendimi sahne tasarımının da etkisiyle neredeyse tiyatroda olduğumu unutacak kadar bir evin içinde hissettiğim bir oyun izledim geçen hafta. Oturduğum noktada tam karşımda bir kapı vardı ve o kapı yarıya kadar açıldığında içeriden bir masa görünüyordu, üzerinde bilgisayar, birkaç parça eşya, salon olduğunu tahmin ettiğim mekânın bir kısmı… Aralık k

Sevmeyi ve kaybetmeyi seçmek

Salonlar sonuçtan ne derece memnun bilemiyorum ama cuma günü gösterime giren bir filmin dört günde bu kadar çok konuşulup tartışılması bana sevindirici geliyor. Üstelik bu film William Shakespeare'in "Hamlet"i yazdığı dönemde geçen bir roman uyarlaması. Hız çağındayız, kimse iki dakika bir kareye konsantre olamaz gibi iddialara inat, film yavaş aka

30 yıllık tedirginlik

İlk izleyişimden tedirgin edici bir atmosfer kalmış geriye. Oyunun adıyla da alakası var kuşkusuz ama o gece vakti bir deniz kenarında karşılaşan iki yabancı arasındaki ne olduğunu uzun süre çözemediğimiz gerilim, oyuncuların yazar – yönetmen Özen Yula'nın sahneye serdiği çakıl taşları üzerindeki yürüyüşünün verdiği rahatsızlık hissi "Ay Tedirginli

Sırada hangi canlı var

Sizce insan neden büyükşehirden 'kaçıp' denize yakın bir köyde yaşamak ister Bir zamanlar klasikleşmiş 'Bir Ege kasabası' emeklilik düşünün altında yatan istek neydi mesela Herhalde temiz hava idi, daha sakin akan bir hayat, sessizlik, doğayla baş başa olma imkânı, böyle şeyler. O 'baş başa olunacak' doğada da ağaçlar var, hayvanlar var, göller, de

Seyirciyi üretime tanık eden sergi

Kendisiyle yıllar önce Radikal gazetesinde beraber çalışmış ve pek çok çizim anına tanıklık etmiş olmama rağmen "Bizim çizerken tepende dikilmemiz seni rahatsız etmiyor değil mi" diye soruyorum önce. Aradan 30 yıl kadar bir zaman geçti, o zamanlar çok yetenekli gencecik bir delikanlı olan Kutlukhan Perker bugün dünyaca ünlü bir çizer, biyografileri