-Yaprakların taç utangaçlığına selâm ile…-
Utangaç olsaydık yapraklarca.
Üst üste durmasaydık.
Nefes mesafesi bıraksaydık.
Yıkış tepiş, eciş bücüş hayatlar...
Yolcuların hep acelesi var.
Koşarken kendini unutur insan.
Dün kuşları gördüm.
Kendimi alamadım uçuşlarından...
Bir şiir, bir beste gibi dizilmişler.
Baktım; işinde gücünde zavallılar.
Yuvalarını yıktığımız...
Yollarını şaşırttığımız masumlar...
Bir biz miyiz karıştıran işleri!
Suları, gökyüzünü kirleten...
Hayatın tersine giden...
Halbuki yumşacık hayat...
Halbuki bir nefes kadar sakin...
Halbuki ölüm kadar yakın...
Halbuki adı üstünde: Hayat...
Renkler, nakışlar, besteler iç içe...
Ân denilen sonsuzluk içinde...
Yaşamaya gelip görmeden kendimizi...
Zamanları oyuncaklar gibi bozup...
Tatminsiz, haybat çocuklardan beter..,
Ah, taş atmasaydık...
Hediye Teyze'nin camına.
Oyunbozan, çekilmez olmasaydık!
Bunlar bile masum kaldı.
Taş dövüşleri, top kaçırmalar...
Ülkeler çalınıyor dünyanın gözünde.
Savaşları patlatıyorlar çocukların yanında.
Bastıkları yerde ot bitenler, hey!
Hey, nefesleriniz bitti bitiyor.
Bak, yapraklar kardeş kardeş...
Düşman kardeşlere rol biçiyor.
Geçmiyor ötekinin önüne.
Ama sen yoluna çıkıyorsun;
Yolundan giden adamın.
Kolundan tutup atıyorsun.
Unutuyorsun ağaçların kardeşliğini.
Kardeş; kader diye bir şey var.
Kuşlar kaderle uçar.
Razı ol diyor Âdl, Hakem, Kuddüs...
Bu kadar işte, bu; kader.
Bu kendini heder ettiğinin yeter.
Yeter; bırak yakasını dünyanın.
Bu muslih âleme dokunma.
Her şey yerinde dokunmuş baksana!
Islaha kalkıyorum diye...
Bu yaptıkların ne!
"Ey kirli; nezafetsiz!"
"Ey, israflı; iktisatsız!"
Bırak, bırak, bırak!
Ellerinde ne varsa bırak!
Kaldır başını da şu kâinata bak!
Ağaçların her dalına...
Kuşların kanatlarına...

22