Yazar, Türk aydınlarının ideolojik bakış açısıyla kurduğu tekelten kaynaklanan 'süreksizlik' sorunundan bahsediyor: Her siyasi dönem sonu, önceki tüm kazanımları reddederek kopuş iddia eden muhalefet, aslında tamamen yeni bir fikirden ziyade eski modernist ilerlemeciliğe dönüş yapıyor. AK Parti sonrası muhalefetin kültürel ve kimlik meselelerine mesafeli durarak sosyoekonomik ve sınıfsal vurguya kaydığını eleştiren yazar, bu tavrın sonuçta toplumdan kopuk, siyasetsiz bir muhalefet oluşturduğunu savunuyor; peki gerçekten her kopuş sadece tepkisel midir yoksa bazı durumlarda gerekli değişim sinyali taşıyabilir mi?
Süreksizlik, Türk düşünce dünyasının ana meselelerinden birisidir. Bu mesele, ideolojik bakışın zihin üzerinde kurduğu uzun soluklu tekel olarak karşımıza çıkar.
Şu, birçoğumuza hiç yabancı değildir: Bir aydın türü, bu ülkede ideal toplum, mutasavver toplum anlayışına uygun "gerçeklik" peşinde koşar. Hayalindeki toplumu bulamayan kişi, karşılaştığı gerçeği bu hayalin önünde bir engel olarak görür ve ona öfke duyar. Öyle olunca, düşüncesinin kodlarını toplumla kavga oluşturur.
Elinde bir şablonla her yerde sınıf kavgası veya Batı tipi kurum, devlet arayan pek çok yazar, çizer, akademisyen; Sezer Tansuğ'un "camide fresk arayan adam" örneğinde olduğu gibi, istediğini bulamadığı anda o değer sistemiyle, bu değer sistemini taşıyan toplumla ve toplulukla kavgaya tutuşur.
Bu tür bakış için, seçkin açısından bir darbe, bir iflas, bir sarsıntı üzerinden gelen her kuvvetli dalgalanma bir kopuş olarak algılanır. Kopuş fikri, algısı, sanısı onlara soluk aldırır. Böylece aynı melodiye yeniden başlarlar. Doğal olarak bu başlangıç, bir önceki evreye, yenilgi dönemine ve o dönemin tüm akıl yürütmelerine dair mutlak bir reddiyeyi içerir. Her kopuş ve ret hâlinde olduğu gibi "yeni", aslında düne tepkiyle şekillenmektedir.
Bugün bunun bir türü yeniden revaçta. AK Parti deneyiminin siyasi bakımdan vardığı vahim nokta, 2000'lerin başında yapılan toplumsal değişim okumalarının suçlanmasını beraberinde getirirken, bu türü yeni bir kopuş fikriyle iç içe soktu.
Bugün öne çıkan yeni modernist muhalif fikirlerin temel özelliklerinden birisi yine budur.
Fransa'da yayımlanan bir kitap için kaleme aldığım bir yazıda şunları söylemiştim:
"1990'lar ve 2000'ler, siyaset ve etkileşim fikrinin, içeriden değişim umudunun öne çıktığı yıllardı. Bu dönemde siyasi alan tartışmasız bir şekilde genişledi, ancak bunun iki paradoksal sonucu oldu.
Bir yandan, kimlikler arası temas ve görece melezleşme; kimlik-birey ilişkisinde ikincisi lehine nispi özgürleşme; laikçilikten laikliğe doğru hareket; askerî vesayetin meşruiyetinin örselenmesi; Kürt meselesinde çözüm fikrinin doğuşu; tarih-toplum yüzleşmesi yaşandı ve bunlar toplum-siyaset ilişkisine dair yeni kazanımlar oldu.
Ancak öte yandan bu alan genişlemesi, güç kavgalarının, iktidar savaşlarının zeminini oluşturdu. Bir siyasi partinin önce siyasi mekanizma, daha sonra toplum üzerinde tahakküm kurmasına vesile oldu.

5