Yolda, çile ve kavuşmak...

Klasik aşk masalında kavuşmak, yan yana olmak demek mi; yoksa gerçek kavuşma, iki kişinin bir olması mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Ahmet Özel'in Şivekâr masalını analiz ederek, geleneksel tasavvufi arayış öyküsünün klişelerine karşı çıkıyor: arayan kişi güzelliği bulur, ancak asıl soru şu kalıyor—kavuşmak fiziksel yakınlık mıdır, yoksa ruhsal birleşme midir? Metafizik güzelliğin dünyevi gerçeklikle karşı karşıya gelmesi, hayatın kurşun kubbesi altında mutluluğun tanımını sorgulatıyor.

Bir Yusuf Masalı'nda arayan Şivekâr'dır, bizden biri, modern insan!..

Yola düşmek, aramanın eylem aşaması ve çileye muhatap olmak demek.

Şivekâr'ın yolu da zor:

"Karnı aç

Üstü başı lîme lîme

Artık narin ayakları çiziklerle dolu

Dirseklerinde yara kabukları" (s. 83)

Önce şuradan başlayalım: İnsan, -şiirde de tasvir edildiği üzere- kendini bilmeden önce, içi su dolu, dışı kösele bir 'kırba'ya benzer. Kendini bilmez, kendindekini de... Çünkü 'içilecek şey', yani su, aslında onun içindedir. Tıpkı Hayali Bey'in "Cihân-ârâ cihan içindedir ârâyı bilmezler/ O mâhiler ki deryâ içredir deryâyı bilmezler" beytinde bahsettiği denizdeki balıklar gibi...

Ama yola çıkmak/ aramak, her bakımdan, ruhen ve bedenen sadece 'diri'lerin işidir ve insanı diri kılar, kibrini kırar.

Yolda/ hayatta önce ekmek peşinde koşar insan, çünkü ekmek de bir vesile olur arayışa/ bulmaya gerektiğinde. Şivekâr da yolda bir 'kuru ekmek görür' ve peşine düşer herkes gibi. Akan su, hayattır, ekmek derede... "Koştu o kuru ekmeğin/ Peşi sıra Şivekâr" (s. 85). Hepimiz, akan suda/ hayatta, ekmeğin, rızkın peşinde koşan bir Şivekâr değil miyiz.. Ve ekmeği ararken kimimiz -tıpkı Şivekâr gibi- "Tahta perdeden öteye..." (s. 86) geçmez miyiz Nasibi olan geçer!..

Neredir, tahta perdenin ötesi Nedir tahta perdenin ötesine geçmenin anlamı Şiirde "Aklı zorlayan bir yer" (s. 86), "Bir bahçe" (s. 86) deniyor orası için. "Bu bahçede her şey hayran olunmak için/ Her şey kendine özen göstermiş/ Her şey kendine öyle bakıtıyor ki" (s. 87). Söz konusu bahçe, aklı zorlayan bir yer olması, derinliği, oradaki her şeyin hayranlık uyandırması bakımından tasavvuftaki 'hayret makamı'na denk düşüyor sanki.

Öteye geçen ve oradaki 'bahçe'de kalbi keşfe açılan Şivekâr, aradığını (Güzel/ Yusuf) o bahçede bulur. Bu arada Hüsnüyusuf'un bir çiçek olduğunu da ekleyelim. Şivekâr/ insan, bir kuru ekmeğin peşi sıra oraya, ötedeki bahçeye gelmiş, ekmeği unutmuş, Yusuf'u bulmuştur.

Klasik arayış öyküsünden işte burada ayrılıyoruz. Gelenekte, özellikle Sufi edebiyatta, arayan/ sâlik, bir seyr ü sülûktan (yolculuktan) sonra Sevgili'ye kavuşur. Ama Özel, metinde alışılmışın dışında bir soru sorar: Şivekâr, "Kendi arayışında bir karşılık..." (s. 93) bulmaktan memnundur elbette, ama acaba insanların dünyasından 'öte'deki, metafizik âlemdeki güzellik, "Hüsnü Yusuf bulunmak..." (s. 93), insanlar arasında "Bezgin bir hayat..." (s. 93) yaşamak istemiş midir..