ABD'nin saldırganlığı değişmeyen politikasıdır

ABD'nin saldırganlığı değişmeyen politikasıdır

AHMET VAROL

ABD'nin Venezuela Cumhurbaşkanı Maduro ile eşini, bu ülkenin başkentine düzenlenen askeri operasyonla kaçırması dünya medyasında yine Trump'ın eşkıyalığı, haramiliği, haydutluğu hakkındaki yorumların öne çıkmasına neden oldu. Ancak unutmamak gerekir ki bu haydutluk Trump'a özel bir tutum değil ABD emperyalizminin resmi politikasıdır.

Her ne kadar ABD başkanları arasında zaman zaman "barış" yanlısı veya uzlaşmacı olarak lanse edilenler yer aldıysa da onların bu şekilde lanse edilmeleri, ülkenin resmi politikasını değiştirmemiştir. Zaten ara sıra başkanın "barış" ve "uzlaşma" yanlısı olarak gösterilmesi ABD'nin saldırgan ve tehditçi politikasının derin devletle ilişkili resmi boyutunu kamufle etme ve bazı başkanların şahsında bireyselleştirme amaçlıdır.

Örneğin Trump'a nispetle daha "mutedil" olarak lanse edilen Biden, siyonist işgal rejimini Gazze'deki soykırım savaşına ikna eden,ona bu konuda tam ve sınırsız destek sağlayan, ihtiyaç duyduğu askeri yardımları da tereddütsüz bir şekilde temin eden kişidir.

Bugün Venezuela Cumhurbaşkanını eşiyle birlikte yatak odasından kaçırarak rehin alan Trump'ın, başkanlık koltuğuna oturmasından sonra sekiz savaşı bitirdiğini ileri sürdüğünü ve Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildiğini de dikkatten uzak tutmamalıyız. Ama Maduro'nun yatak odasından kaçırılması da onun açısından büyük bir kahramanlıktır ve kimsenin ABD'ye kafa tutmaması, yan çizen başka liderlerin de her an Trump'ın gölgesini arkalarında hissetmeleri gerektiği mesajı içerir.

Ancak unutmamak gerekir ki bu olay, ABD'nin ilk haydutluğu ve Trump'ın kişisel politikasına özgü değildir. ABD özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında kendini dünyanın egemen gücü olarak görmektedir ve bu imajını korumak için bazen ABD'nin çok da işine yaramayacak ya da önemli riskler barındıran saldırı planlarını da uygulamaktan çekinmemiştir.

Bunlardan bazılarını bir kez daha hatırlatalım:

Amerikan işbirlikçisi Kamil Şem'un'un çağrısını kullanarak 15 Temmuz 1958'de Amerikan askerleri Lübnan'a girdi. Bu da bir tür işgal girişimiydi.

1981 Ağustos'unda ABD uçakları Sirte Körfezi'nde iki Libya uçağını düşürdü.

1986'da ABD uçakları Libya lideri Muammer El-Kazzafi'nin karargahını bombaladı. Bu olayda Kazzafi yaralandı.

1993'te Somali'yi "umut operasyonu" yaftası altında işgal etmesi de Amerikan şiddetinin insan haklarından ne anladığını bütün insanlığa göstermiştir. O işgal esnasında, karınları sırtlarına yapışmış aç insanların Amerikan askerleri tarafından yerlerde süründürülmesi, modern teçhizatlı Amerikan askerlerinin yere yatırdıkları silahsız Somalililerin sırtlarına basarak poz vermeleri ABD kimliğini açıkça ortaya koyuyordu.