Kökü mazideki ati!

Değil Türkiye'nin, İstanbul'un bile başına gelmediği 32 yıl önce şunları not etmişiz:

- Din esasına göre politika yapmayı hedef edinen bir siyasal partinin (Refah Partisi) bu ölçüde güçlenmesinin de temel nedeni din odaklı siyaset yapmasıdır.

- Bu durum Refah'ın iktidara gelmesinden daha önemlidir. Cumhuriyetin temel ilkelerinden olan laikliğin yurttaşlar için bir güvence oluşturamadığını ortaya koymakta hem de laikliğe açıkça karşı olan bir partinin temsil ettiği dinci yaklaşımların yurttaşlar gözünde güvenilir bulunduğunu göstermekte.

- Bu seçimlerde Refah'ın özellikle İstanbul'da patlama yapabileceğini söyleyen veya bekleyen herkes istemeyerek de olsa bu anlayışı dile getirmekte.

- Temel yanılgı da burada başlamaktadır. ünkü özellikle yerel yönetimler ve ahlak konusu Cumhuriyet döneminin değil, Allah'ın yeryüzündeki gölgesi sayılan padişah ve halife hazretlerinin egemen olduğu Osmanlı döneminin de başlıca sorunudur.

- Osmanlı İmparatorluğu'nun klasik örgütlenmesinde Kuran ve dinsel âdetler hep ön planda olmuştur. Kendisinden önceki İslam yönetimlerinde olduğu gibi, Osmanlılarda da "ulema sınıfı" yerel yönetimlerden sorumlu kılınmıştı. Mahallelerde imam, üst yönetimlerde "kadı efendiler" yargısal, yönetsel ve belediyeyle ilgili tüm işlevleri yerine getirirlerdi.

- Bu dönemdeki belediyecilik anlayışında ilk öncelikleri, kentin ekonomik yaşamını düzenleyen işlemler oluştururdu. Yiyecek içecek fiyatlarının belirlenmesi, narh, temizlik işiydi.

- İstanbul'da "şehremaneti" (belediye başkanlığı) düzeni 1855 yılında başladı. Göreve gelen Osman Raşit Paşa'nın ilk işi, önlenemeyen rüşveti önleme gayretleri oldu. Memurun aldığı rüşvetin iki mislini ceza olarak ödemesinden, üç ay ile iki yıl arasında değişen hapis cezalarının konması bu döneme rastlar. Ancak, şehremini paşanın rüşveti önlemede bir sonuç aldığını söylemek zordur.

- 1890 yılında Rıdvan Paşa belediye başkanı olduğunda ise belediyenin ahlaki görüntüsü şöyleydi: