Dünya işleri, âhirete mâniolmamalıdır...

Ticaret yapan Müslüman, sabah akşam camide ibadetle meşgul olmalıyken, bugün pazarda kazanç peşindeyken şeytanın oyununa mı düşüyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazı, Müslüman tüccarların dünya işlerini âhiret kaygısının üstüne koymaması gerektiğini iddia ediyor; bunu dini metinler ve tarihi örneklerle temellendiriyor. Ama geçmiş dönemdeki bu yaşam biçimi, modern ekonomik gerçeklerle uyumlu mudur?

Münâfıkûn sûresinde meâlen buyuruldu ki: "Mallarınız ve çocuklarınız, Allahü teâlâyı, hâtırlamanıza mâni olmasın!"

Eskiden, ticaretle meşgul olan büyüklerimiz, sabah ve akşamları âhiret için çalışır, Kur'ân-ı kerîm okur, ders dinler, tövbe ve duâ eder, ilim öğrenir ve gençlere öğretirlerdi. Kelle kebabı, sabah çorbası gibi şeyleri çocuklar ve gayrimüslimler satardı. Çünkü, Müslümanlar, sabah akşam camilerde bulunurdu.

Dünya işleri, sıkıntılar âhiret için çalışmaya mâni olmamalıdır. Âhiret için "ticâret yeri" câmilerdir. Münâfıkûn sûresi, dokuzuncu âyet-i kerîmesinde meâlen, "Mallarınız ve çocuklarınız, Allahü teâlâyı, hâtırlamanıza mâni olmasın!" buyuruldu.

Halîfe Hazreti Ömer, "Ey tüccarlar! Önce âhiret rızkını kazanın! Sonra dünya rızkına çalışın!) buyurdu.

İnsanların amellerini yazan ikişer melek, her sabah ve akşam değişmektedir. Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

"Melekler insanların amel defterlerini götürdükleri zaman, başında ve sonunda iyi iş yazılı ise, gün ortasında yapılanları ona bağışlarlar."

"Gündüz ve gece melekleri, sabah ve akşam, gidip gelirken birbirleri ile karşılaşırlar. Hak teâlâ, giden meleklere, 'kullarımı nasıl bıraktınız' buyurur. 'Yâ Rabbî! Namazda bulduk ve namaz kılarken bıraktık' derler. Allahü teâlâ da, şâhid olun, onları affettim buyurur."

Müslüman tüccârlar, sanat sahipleri, gündüzleri de, ezân sesini duyunca, işini hemen bırakıp, câmiye koşmalıdır.

Din büyüklerimiz "Ticâretleri, satışları, Allahü teâlâyı unutmalarına sebep olmaz" âyet-i kerîmesine mana verirken diyor ki:

"Demirciler vardı. Demir döğerken, ezân okununca, çekici kaldırmış iken, demire vurmaz, bırakıp namaza koşarlardı. Ve terziler vardı, iğneyi kumaşa sokunca, ezân okunsaydı, o hâlde bırakıp, cemâate koşarlardı."