Hiçliği çalmak mümkün mü

Öğrenci şiddeti suçlusu değil, onu o suça iten sistemin çöküşüdür—ama devlet bu sorumluluğu nereden başlayacak?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, okullardaki şiddet olaylarının kökünde bozuk eğitim sistemi ve başarısız devlet denetiminin yattığını, katillerin değer algısını çarpıtmış bir ortamı sorumlu tuttuğunu savunuyor. Psikolojik sorunları bilinen gençlerin normal sınıflarda bırakılması ve sosyal medya kontrolünün başarısızlığını sistemin çelişkisi olarak gösteriyor. Fakat bu yaklaşım, bireyin sorumluluğunu tamamen yapıdan kaynağa saymakla, acımasız şiddetin gerekçelendirilmesine kapı aralamaz mı?

Anlattığım hikaye sadece hukuk fakültelerinde bir ders konusu olarak kalsaydı basit bir önerme olarak kalırdı. Fakat durum böyle değil. Son günlerde yaşanan üzücü olaya bağlamaya çalışıyorum. Öğretmenlerin acıklı hikayesi burada başlıyor çünkü. Düşünün bir öğretmensiniz ve uyumsuz bir öğrenciniz var. Kendine zarar veriyor. Arkadaşlarına zarar veriyor. Kesici aletle okula geliyor. Siverek'teki çocuk defalarca disiplin cezası alıyor. Diğer Kahramanmara'taki çocuğun psikolojik sorunları olduğu biliniyor. Ama varolan eğitim sistemi normal çocuklarla aynı sınıfta zorunlu eğitime devam ettiriyor. Varsayalım ki bu çocuğun psikiyatrik bir vakıa olduğunu kabul etti. O halde suç daha büyük, çünkü buna rağmen nasıl okula devam etmesine izin veriliyor Potansiyel bir suç makinesine dönüşmüş bu genci yargılamadan önce onu o suça götüren süreci düşündüm.

Yukarda anlattığımız hikayedeki gibi bir önermeyle bakarsak bu çocuğu hangi şekilde yargılayacağız

14 yaşında bir çocuk kendisinden başka her şeydir. O yaşlarda kendi diye bir özbenlik henüz oluşmamıştır. Kişiliğin oturmadığı bir düzlemde suça sürüklenen kişi, yukarda anlattığım hikâyeden hareketle masum görünür. İşte sistemin hukuk dediği mantığın çelişkisi de budur.

Katili o sürece sürükleyen araçları kontrol etmesi gereken merci, devlet, sanal medya polisleri yargılanmalıdır. Devletin sosyal medya polisleri 100 bin kişiyi geçkin bir telegram grubunu tespit edemiyorsa burada en büyük suç o tespiti yapamayan bozuk adalet sisteminin memurlarındadır. 100 bin kişinin olduğu bir telegram grubunda ülkenin derin istihbaratı sızamıyorsa bu büyük bir faciadır. Suçluyu hemen vicdan mahkemesinde yargılamak, eleştirmek en kolay ve zayıf beyinli insanların işidir. Suça sebep nedir Müslümanların dini İslam bu yüzden "zinaya yaklaşmayın" der. Yapmayın demez, dikkat edin, yaklaşmayın. Çünkü yaklaşırsan yapman kaçınılmazdır. Bunu bilir. Bu yüzden seni zina yapacağın ortamdan uzak tutma gayesiyle tesettürü emreder. Vücudunun tahrik bölgesi açık gezemezsin. Bu sadece dini değil, insan haklarına da bir saldırıdır. Cemiyetin içinde her türlü insan vardır ve kontrolünü kaybetmiş bir meczup tarafından tacize uğrarsın. O zaman "suçlu o meczup değil, sensin" diyen radikal unsurlar çıkar ve toplumda ciddi bir bölünme oluşur. Çünkü tahrikten zevk alıyorsun ve o tahrik unsuruna direnemeyen dimağlara taciz mızrağını saplıyorsun. O taciz mızrağı saplanan, yaralı İspanyol boğalarını andıran mezcup da sana saldırıyor. Mızrağı boğayı kışkırtmak için saplayan matador suçsuz mu Varsayalım ki o kırmızı bezi gösteren matador kaçamadı, öldü. Boğayı yargılar mı hukuk

Tartıştığı öğretmenini tehdit eden onlarca haber görmeye başladık. Eğitim sistemi çökmüştür. Geçtiğimiz günlerde bir liseye konuşmacı olarak çağrıldım. Klasikleri anlatacaktım. Gençler sürekli konuşuyordu. Öğretmenler çocukları asla susturamadı. 'Gençler, dinlemek istemeyen dışarı çıksın, dedim.' Kimse oralı değildi inanılmaz bir kaos hakimdi. Saygısızlığın nirvanasındaki çapsız kitle karşısında kendimi şebeğe dönmüş gibi hissettim. Budalalık sevimlidir. Ta ki başka birine zarar vermediği müddetçe.

Salonu terkedip anlam arayışındaki dünyama dönmek istedim. Ayağa kalkmıştım ki, görevli hoca çok ricacı bir şekilde göz işaretiyle ikna etti. Tekrar denedim, yine olmadı. Zorunlu eğitime haaayır! diye slogan atıp kendi konuşmamı provake etmek istedim. Başka türlü bu kitleyle başa çıkamayacağımı anlamıştım. Fakat beni bir belediye çağırmıştı ve işi rezil edersem sadece kendimi değil kurumu da zor duruma sokacaktım. Vazgeçtim. Sözümün tüm gücünü imha eden bu kitleye sırf kendi öz saygımı işgal ettirmemek için direndim. Her direniş kazanma anlamına gelmez ama en azından mücadele serüvenime dair bir anı olarak kaldı o lisenin loş salonunda.