Yazar, İslam'ın öngördüğü siyasi sistemin cumhuriyet olduğunu ve saltanatın İslam'a aykırı olduğunu savunmakta, Bediüzzaman'ın cumhuriyetçiliğini bu çerçevede değerlendirmeye hazırlanmaktadır. Dindar çevreler arasında Abdülhamid merakının yayılmasını eleştirerek, gerçek İslami yönetişimin muhalefete açık ve halkın katılımına dayalı olması gerektiğini vurglamaktadır. Ancak İslam dünyasında neden saltanat ve otoriter liderlik sistemleri hâkim olmaya devam etmektedir?
"Dindarların Abdülhamid yansısı ile imtihanı" başlıklı son yazımızın sonu şöyleydi:
"Başka dindarların Abdülhamid merakını anlayabiliriz. Ancak gerçek bir cumhuriyetçi olan Bediüzzaman'ın konuya bakışını bilenlerin bu PR rüzgârına kapılması ve Erdoğan hakkında tam bir "Haydar Ağa"cı olup çıkması gerçekten akıl tutulmasıdır."
Yorumlara bakınca, Bediüzzaman'ın cumhuriyetçiliğiyle (saltanata karşı olmasıyla) ve istibdat-hürriyet meselesindeki tutumuyla (Abdülhamid'e ve sonraki müstebitlere bakışıyla) ilgili olarak bazı ek bilgiler vermemiz gerektiği anlaşılıyor.
Önce İslâm ve saltanatla ilgili ön bilgiler:
İslâm Peygamberi (asm), Davut ya da Süleyman (as) gibi bir "sultan peygamber" değildi. Kabileler halinde yaşayan Arap toplumunun içinden çıkarıldı.
Yani Peygamber kendisi sultan olmadığı gibi onun ilk muhatapları da saltanatı bir gelenek ve veri/kültür olarak kabul etmiş değillerdi.
Evet, Peygamberimiz de bir tür "devlet" de kurdu ve bir "kamusal güç ve zenginlik" oluşturdu. Ama O, sülale içi intikal edecek bir zenginlik ve taht/servet oluşturmadığı gibi bir saltanat da kurmadı. Geriye bir saltanat bırakmadı.
Allah'ın, son peygamberine ve "vasat ümmet" dediği ümmetine bu takdirinin manası mühimdir.
Vefatıyla kendisinin imana ve vahye dair vazifesi bitti, ama ümmetininki sürüyor. Halifelerin asıl vazifesi de bu iman hizmeti işini kurumsallaştırmayı sürdürmekti. (Nesebî ve bilhassa manevi Al-i Beyt'i bu vazifeyi sürdürdü, sürdürüyor.).
Vefatıyla kendisinin devlet başkanlığı ve hakemlik/adalet dağıtma vazifesi de bitti, ama kendisi kendi yerine bu konuda bir halef bırakmadı. Böylece, "siz bu ihtiyacınızı görecek kişileri kendi aranızdan seçin, denetleyin, gerekirse değiştirin" demiş oldu.
Nitekim ilk dört halife bir tür seçimle geldi.
İslâm'ın dindarlar için öngördüğü rejimi "dindar cumhuriyet" olarak adlandıran birçok çağdaş âlim ve Bediüzzaman, muhtemelen -ömür boyu görev yapmak üzere seçilmiş olmaları gibi- bugünden geriye bakışla "noksanlık" sayılabilecek hususlar sebebiyle, onları, "bir nevi cumhurbaşkanı" olarak adlandırdı.
Peygamberimizden sonra beklenen ve istenen, cumhuriyetin kurumsallaşması idi. Ama münafıkların da parmak karıştırmasıyla yaşanan iç çatışmalar ve hükümet darbelerinden sonra -ve beşinci halife Hz. Hasan'ın yarım kalan hilafetinden sonra-, hilafet sistemi, cumhuriyet rejimi olmaktan çıkıp onun zıddı olan "ısırıcı saltanat"a döndü.

6