Ateş Çukurunun Kıyısı

Ne zaman Müslümanlar arasında bir kargaşa veya düşmanlık ortaya çıksa şu tarihi olay hatırıma gelir:

Evs ve Hazrec ensardan iki kabileydi. Cahiliye döneminde aralarında düşmanlık vardı. Resûlullah (s.a) Medine'ye geldiğinde bu düşmanlık ortadan kalktı. Allah onların kalplerinin arasını İslâm'la telif etti. Bir gün bir mecliste onları samimi halde otururken görüp kıskanan, küfrü büyük bir Yahudi Şâs ibn Kays yanlarına bir adamını gönderdi. Adam onlara Buâs harbini hatırlattı. Buâs; Evs ve Hazreç arasında 120 yıldır devam eden savaşların sonuncusu idi. Evs'ten bir kişi (Evs ibn Kayzî), bir şiir okudu. O şiirde Hazrec'e küfredilmekteydi. Bunun üzerine Hazrec'ten bir kişi de (Cebbar ibn Sahr) ayağa fırlayıp bir şiir okudu. Bu şiirde de Evs aleyhinde sözler vardı. Taraflar karşılıklı şiirler okumak suretiyle adeta yarıştılar. Böylece kavmin bir kısmı diğerinin boğazına sarılmak üzere kalktılar. Hatta silahlarını alarak Medine dışına çıkıp savaşmak istediler. Bu hadise Resûlullah'ın kulağına gelince vahiy indi ve Efendimiz eteklerini toplayarak süratli bir şekilde onların yanına geldi. Onları görünce, inen ayetleri okuyarak bağırdı:

"Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir gruba uyarsanız, imanınızdan sonra sizi döndürüp kâfir yaparlar." "Size Allah'ın âyetleri okunup dururken ve Allah'ın Resûlü de aranızda iken dönüp nasıl inkâr edersiniz Kim Allah'a sımsıkı bağlanırsa, kesinlikle o, doğru yola iletilmiştir." "Ey iman edenler! Allah'tan hakkıyla korkun ve ancak Müslümanlar olarak ölün!" "Hep birlikte Allah'ın ipine (kitabına, dinine) sımsıkı sarılın. Parçalanıp ayrılmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O'nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kıyısında iken oradan da sizi O kurtarmıştı. İşte Allah size ayetlerini böyle apaçık bildiriyor ki, doğru yola eresiniz." (Âl-i İmran, 3100-103)

Resûlüllah bu ayetleri okuyunca onlar silahlarını attılar; birbirlerinin boynuna sarılarak ağladılar

(İbn Hacer el-Askalânî, el-İsabe, 1124-125; Bedreddin Çetinel, Esbâb-ı Nüzûl, 1157-160)

Ama ins ve cin şeytanları boş durmuyor; "İslâm'ın çocukları""ateş çukuru"na doğru itip duruyorlar.

'Bir gün Mescid-i Nebevi'de birkaç sahâbî sohbet ediyorlardı. Cahiliyeden kalma bir anlayışla birbirlerine karşı kendi kabilelerini övmeye başladılar. İçlerinden biri, Peygamberimizin (s.a.) çok değer verdiği İran asıllı Selmân-ı Fârisî'ye îmâlı bir şekildesordu:"Sen hangi kabiledensin, soyun nedir"

Bunun üzerine Selmân (r.a): "Ben, İslam'ın oğlu Selmân'ım." dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü:"Ben yolumu kaybetmiştim; Allah, beni Peygamberimiz (s.a.) ile hidayete erdirdi. Ben fakirdim; Allah, beni Muhammed Mustafa (s.a.) ile zenginleştirdi. Ben köleydim; Allah, beni Resûlü ile özgürleştirdi."

Hz. Ömer de konuşmalara şahit olanlardandı. Oradakilere:

"Benim de soyumu öğrenmek ister misiniz" diye sordu ve şöyle söyledi: