Bediüzzaman Hazretleri, "Ben rahmet-i İlâhîden ümit ederim ki mevtim, hayatımdan ziyade dine hizmet edecek" demişti.
Hakikaten, dediği gibi oldu ve bıraktığı Risale-i Nur, onun bedeline daha fazla hizmet etmeye başladı. Bugün elliden fazla dile çevrilen ve yüzlerce baskısı yapılan bu eserler, milyonlarca insan tarafından okunuyor ve okuyanların akıl , kalp ve vicdanında müthiş bir intibaha sebep oluyor.
Her sene Mart ayının son haftası, değişik başlıklarla Bediüzzaman haftası olarak yâd ediliyor, kendisi rahmetle anılırken, aynı zamana misyonu da geniş kitlelere anlatılıyor. Biz de almış altıncı sene-yi devriyesine, Yeni Asya okuyucuları olarak "Küresel vicdan, insanlık ve demokrasi" temalı programlarla kendisini yad etmeye devam ediyoruz.
Bugün küresel vicdan denilen ve doğru karşılığını Bediüzzaman Hazretlerinin ifade ettiği vicdan-ı umumî, her taraftan atılan zulüm ve ihanet okları ile büyük ölçüde tahrip edilmişti. Yüz yıl önce gaflet, dalalet ve ihanet saldırıları ile tahribat, edilen vicdan-ı umumî, bugün de zalimlerin zulmünü görmezden geliyor görünse de, derin bir dip dalgası halinde uyanmaya başlamıştır. Batı medeniyeti denilen ve Bediüzzaman'ın "sefih medeniyet" diye tarif ettiği medeniyet, menfaat üzerine kurulduğu için çökme aşamasına gelmiş bulunuyor. Ama zalimler, kendi hükümranlıklarının sona yaklaştığını anladıkları için, son saldırılarını daha acımasız ve daha şiddetli yapmaya çalışıyorlar. Onun için bugün dünya büyük bir buhran geçiriyor.
Yüz yıl öncesinden bugünlerin geleceğini gören asrın sahibi, yazdığı reçetelerle bugünkü hastalıkları tedavi etmeye, yapılan ve yapılacak olan tahribatları tamir etmeye başlamıştır. Bu kişi, asrın sahibi, zamanın tabibi Bediüzzamandır. Kur'ân'dan çıkardığı müşfik reçetelerle, bu müthiş hastalıkları tedavi etmeye çalışmıştır.
Her kemalin bir zevali olduğu gibi, her zevalin de bir kemali vardır. İşte bu asrın zevalini kemal'e çevirecek olan vasıta da, Bediüzzaman'ın telif ettiği Risale-i Nur eserleridir. Başta Anadolu olmak üzere, bütün insanlık bu eserleri okuyup anladıkça, ölmüş vicdanlar dirilecek, insan, insan olduğunun farkına varacak ve insanlığın vicdanı tekrar ayağa kalkacaktır.
Gecenin en karanlık anı, sabaha en yakın olan andır. Baharda bir hafta on gün içinde toprağın altındaki tohum ve çekirdekler nasıl dirilip başını topraktan çıkarıyorsa, bugün ezilen ve zulüm gören mazlum milletler de, Allah'ın izniyle kısa bir sürede parlak bir zaferle hayata yeniden başlayacaktır. Mehmed Âkif'in dediği gibi, "Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk'ın/ Belki yarın, belki yarından da yakın."
Nitekim bu günlerin doğmasını müjdeleyen emareler çıkmıştır. Belki de o günler doğmak üzeredir. Bugün çekilen acılar ve sancılar, o parlak günlerin doğum sancılarıdır.

3