Şiir aşk gibidir

"Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz. Tek yapabileceğimiz, onun doğuşunu beklemek ve gelişini kutlamaktı."

Yeni yıl, güzel bir sürprizle geldi. Ünlü folk ve protest sanatçısı, 60'lı yıllardan bu yana aktivist, insan hakları ve barış eylemcisi, Joan Baez sahneleri bıraktıktan sonra kendini resim yapmaya ve peş peşe kitaplar yayımlamaya verdi. Ayrıca kendisi, benim kankam olur. Yukarıdaki sözler onun. Son kitabı geçen yıl ABD'de yayımlanan (When You See My Mother, Ask Her to Dance) "Annemi gördüğünüzde onu dansa kaldırın" başlığıyla (İnkılap Kitabevi) şimdi Türkçe olarak kitapçılarda. Üstelik bir başka şairin, Pelin Batu'nun enfes çevirisiyle!

Hemen söylemeliyim: Bu şiirleri yazıldığı dilde İngilizce okuduğumda (2024), ilk düşüncem, çevirinin güçlüğü olmuştu. ünkü kitapta yer alan altmıştan fazla şiir çok kişisel, çok şeffaf, çok gizemli, otobiyografik ipuçları içeriyordu. Pelin Batu, son iki yıldır Joan Baez'in verdiği sayısız röportajın izinden giderek bu ipuçlarını teker teker çözüyor ve kendi şair duyarlığıyla bize Türkçe sunuyor. eviriyi canı gönülden kutluyorum.

KENDİYLE HESAPLAŞMA

Bu şiirlerin tümü 1990-97 yılları arasında yazıldı. O yıllarda Joan Baez ciddi bir psikolojik tedavi görüyordu. (Bu şiirler yayımlandıktan sonra kendi açıkladığı için artık söyleyebiliyoruz.) İçinde beş ayrı kişilik yaşadığına inanıyordu. Hangisinin nerede, ne zaman baskın çıkacağını bilememek onu çok zorluyordu. Tıbbi adı "dissosiyatif kimlik bozukluğu".

Şiir kitabına kendi yazdığı önsözde zaten açıklıyor: 1990'da terapiye başladığını, içindeki farklı kişilikleri çocukluğunda yaşadığı travmayla başa çıkabilmek için yarattığını belirttikten sonra şöyle diyor:

"Buradaki bazı şiirler, içimdeki yazarların etkisinde kalarak ya da bizzat onlar tarafından yazılmıştır. Birlikte, görüntü ve kelimelerin oluşturduğu bir dalga tarafından zahmetsizce sürüklendik ve zaten bildiğimiz bir şeyi keşfettik: Şiir aşk gibidir, zorla yazılmaz. Tek yapabileceğimiz, onun doğuşunu beklemek ve gelişini kutlamaktı."

Şiir kitabı dört bölümden oluşuyor: 1) Tek şiir: "Siyah Beyaz Topa Elveda"- Terapi sonrasında, 50 yaşında kendi içindeki cevheri keşfedişi. 2) İçindeki küçücük çocuğun sesinden aile, okul, öğretmen, ceza, oğul vb. 3) eşitli temalar, geniş bir yelpazeye yayılma, doğa tutkusu, etkilendiği kişiler, E.E. Cummings, Edgar Allan Poe'ya ve Bob Dylan'a göz kırpmalar... 4) Bugün hayatta olmayan "Artık bana kör kalmıyor" dediği babası, 100 yaşına dek yaşayan annesi; "Dağın Karaliçesi" ablası Pauline, ve "ölümle raks eden" güzel küçük kardeşi Mimi... Hepsiyle sevgi dolu vedalaşma.

Kitaba adını veren şiir, en sonda. Annesinin hayran olduğu İsveçli tenor Jussi Björling'e (1911-1960) sesleniyor. (Anımsıyorum: İstanbul'da, Paris'te, Milano'da, Selanik'te her buluşmamızda yanında mutlak Jussi Björling'in bir plağı olurdu. Hem tenor J.B. hem kendi J.B.!)