Savrulurken oradan oraya...

Akıl sistemli tasfiye ediliyorken, sanat ve bilim alanında direniş gösterenler neden bu kadar yalnız kalıyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, bilimin ve aklın kurumsal olarak tasfiye edildiği, emek ve sanatçıların sistemik baskıya maruz kaldığı bir ülke tablosu çiziyor. Bu düzenin değişmesi için sadece muhalif politikacılar değil, toplumun tüm kesimlerinin dayanışmasını ve sesini yükseltmesini gerekli görüyor. Ama binlerce insanın ortak hareketi olmaması, bu direncin fiili anlamda hiç var olup olmadığını gösteriyor mu?

Bir ülke düşünün.

Akıl, bilimin kapısından kovulmuş, yerini hurafeye bırakmış. Eğitimin, bilginin önüne dini referansları koymuş. Okul cinayetlerine karşı çare diye dua etmeyi önermiş. TÜBİTAK gibi bir kurumun, "yağmur duası", "kurşun dökme"ye kaynak ayırdığı bir ülke. Üstelik burada desteklenmeyen projeler yurtdışında ödül kazanırken...

Bir sahne düşünün.

Müjdat Gezen gibi bir sanatçının yer aldığı oyunda, organizasyon denen şey çökmüş, seyirci sahneye fırlamış, tiyatro dediğimiz o yüce alan bir panayır görüntüsüne dönüşmüş. Hoyratlık, liyakatsizlik diz boyu.

Bir memleket düşünün.

Kuruyan dere yataklarında, boşalan barajlarda kadın cesetleri ortaya çıkıyor.

Bir yanda "Kadını koruyoruz" nutukları, öte yanda toprağın altından çıkan suskun çığlıklar...

Bir ülke düşünün.

İşçiler... Aç. ıplak. Hak arıyorlar. Ve karşılarında cop, gaz, gözaltı... Ekonomi sermayeden yana. Emniyet ve güvenlik güçleri sermayeden yana. Vicdan hiç yok, varsa da sermayeden yana.

Bu tablo tesadüf değil. Bu bir düzen. Akıl dışlandığında, bilim aşağılandığında, sanat değersizleştirildiğinde, emek düşmanlaştırıldığında, sonuç yalnızca çürüme değildir, çöküştür. Hiçbir çöküş kendiliğinden bitmez. Hiçbir çürüme, kendiliğinden durmaz. Ancak dirençle, mücadeleyle kesilir.

NE YAPACAĞIZ

Önce adını koyacağız: Başta hukuksuzluk olmak üzere, yaşadığımız, "aklın sistemli tasfiyesi" karşısında sadece Özgür Özel ve kimi muhalif milletvekillerinin canhıraş çabası değil, tüm seçilmişlerin sorumluluk alması, mücadeleye katılması gerekir.

Korkuyu tanıyoruz, biliyoruz. Korku bulaşıcıdır. Ama cesaret de öyle. Bir kişi konuştuğunda yalnızdır. Yüz kişi konuştuğunda ihtimal başlar. Binler, milyonlar konuştuğunda tarih değişir.

Dayanışmayı büyüteceğiz: İşçi yalnız kalmayacak. Sanatçı yalnız kalmayacak. Bilim insanı yalnız kalmayacak. Yan yana geleceğiz. Ve unutmayacağız. Yapılanları unutmayacağız ki tekrarlanmasın. Unutmayacağız ki, bir daha "Acaba yarın hangi CHP'li belediyeye, hangi gazeteciye operasyon yapılacak" diye kahrolmayalım. Bu düzen, korkanların değil; susmayanların yıkacağı bir düzendir.

GAZETEMİZ-EDEBİYAT-SANAT

Bugün pazar. Kimi güzelliklerden söz etmesem olmaz:

Doğrusu güzellikler deyince bu hafta gazetemiz Cumhuriyet'in ön ayak olduğu sanatsal kültürel etkinlikler aklıma geliyor. İltimas geçmiyorum, gerçekten demokrasi yolunda sanat ve kültüre eşsiz bir çaba ve emek verilmekte. Hem dolu dolu geçen bir edebiyat buluşması hem de çarpıcı bir karikatür sergisi yaşadık. Bunlar için yazarlarımız Işık Kansu ve Güven Baykan'a, ayrıca Kadıköy Belediyesi Kültür Müdürlüğü Genel Sanat Yönetmeni Ömür Kurt'a teşekkürler.

Cumhuriyet Kitapları ve Kadıköy Belediyesi "Roman ve Öykü Günleri" düzenlendi. Bu yılın onur konukları iki usta yazar,