Müzik ve Vicdan

Kimi akşamlar vardır; yalnızca bir konser dinlemezsiniz. İnsanlığın neyi kaybettiğini ve neyi hâlâ kurtarabileceğini hatırlarsınız. Önceki akşam öyleydi.

Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası konser mevsimini, Beethoven'ın 9. Senfoni'siyle kapattı. Carlo Tenan yönetimindeki orkestraya dört seçkin ve bol ödüllü solistsoprano Enkeleda Kamani, mezzosoprano Deniz Uzun, tenor İlker Arcayürek, bas solist Li Huanhong (Leyla Gencer Yarışması birincisi) ve Transilvanya Devlet Filarmoni Korosu eşlik etti.

En kısadan söylemeliyim: Olağanüstü bir yorumdu. Dayanışma, kardeşlik, barışa adanmış bu müzik ziyafeti sonunda alkışlar dinmek bilmedi. Türkiye'nin bugünkü asık suratlı, iftiracı, kinci, yalancı, intikamcı, yıkıcı ortamında bir konserden öte bir olaydı.

MÜZİKTEN ÖTE

Beethoven benim için gelmiş geçmiş bestecilerin en yücesi. Belki de en devrimcisi. Yenilikçiliğiyle, hırçınlığıyla, sırlarıyla, huzursuzluğu, derinliğiyle ve yaratıcılığıyla evrensel kültür dünyasının ulu bir çınarı.

Yıllar boyu "Daha yüksek sesle konuşun ben sağırım" diyememenin acısını, öfkesini, hırçınlığını yaşadı. Toplumdan uzaklaştıkça coşkusu, öfkesi çoğaldı. İçine attıklarını yaratıcılığına kattı. 1819'da tümüyle sağır oldu. "İntihar etmeyi aklıma koymuştum. Yalnız sanat engelledi beni. Yaratmam gereken her şeyi oluşturmadan ölmeyi kendime yediremedim." (Kardeşine yolladığı vasiyetnameden.)

9. Senfoni'yi bestelediğinde dünyanın sesini duyamıyordu. Ama insan ruhunun sesini duyuyordu. Belki de bu yüzden onun müziğinde insanlığın hem karanlığı hem umudu birlikte yaşar.

Müzikten öte demem boşuna değil. ünkü bu eser yalnız müzik değil; insanlığın birbirine rağmen değil, birbiriyle yaşayabilme ihtimaline yazılmış bir ağıt ve umut çağrısı gibidir. İnsanlığın birbirini boğazlamadan yaşayabileceğine dair inatçı bir umut manifestosu, bir kardeşlik çağrısıdır. (Avrupa'nın savaş tarihinden sonra bu eserin "Barış Marşı"na dönüşmesine şaşmamak gerek.)

Her gün insanların birbirine düşmanlaştırıldığı, yalanın hakikatten hızlı dolaştığı, iftiranın siyaset dili haline geldiği, kin ve intikam duygusunun erdem gibi sunulduğu, öfkenin sürekli körüklendiği, insanların birbirine bağırdığı ama kimsenin kimseyi dinlemediği bir ülkede/bir dünyada birden sahnedekiler karşımıza çıkıyor ve diyor ki: "Hayır. İnsan yalnız nefret için yaratılmadı."

'NEŞEYE ÖVGÜ'

Konser boyunca kimi zaman sessizlik, bütün salonun aynı anda soluğunu tutması elle tutulacak nitelikteydi. Bütün salon adeta birlikte soluk alıp veriyorduk. Bunu da yorumdaki ustalığa borçluyduk. Orkestranın her bir elemanı ve hepsi bir arada mükemmeldi.

Konser boyunca insanlığın birbirini boğazlamadan yaşayabileceğine dair inatçı bir umut manifestosu yüzüme çarpıyordu. Yüzyıllardır savaşların, faşizmin, yıkımların, nefretin içinden geçip hâlâ ayakta duran bir kardeşlik çağrısı iliklerime işliyordu. Ve gözyaşlarımı tutmakta zorlanıyordum. Bugünün dünyasında ne kadar uzak geliyor kulağa değil mi!