İzmir'deki Nâzım Hikmet sergisinden sonra rüzgâr beni Bodrum-Gümüşlük'e attı. Yaşam kimi zaman, size "İyi ki yaşıyorum, iyi ki yaşıyorum" dedirten anlardan ibaret olabiliyor. O anı ya da o anları yaşamanın mutluluğu, yeryüzündeki ve ülkemdeki tüm yanlışları, haksızlıkları, ayrımcılıkları, rezillikleri unutmanıza değil, onlara karşı direnmenize yol açabiliyor.
İşte yine öyle oldu. Gümüşlük'teydi. Yani antik Myndos'ta. 23. Uluslararası Gümüşlük Müzik Festivali'nin kapanış gecesindeki konserdeydim. Dile kolay 23 yıl önceki ilk festivali ve o günden bugüne verilen o müthiş mücadeleyi, eşsiz çabayı, seferberliği, çalışmayı hep izledim ve hayran oldum.
Benim, "Herkes kendi Bodrum'unu seçer" savımdan yola çıkarsak günümüzde bir megakente dönüşmüş Bodrum yarımadasının değerlerine değer katan oluşumlar arasında, en başta iki uluslararası olayı, kaledeki bale ve opera festivaliyle, Gümüşlük Festivalini'ni sayarım. Bu sonuncusu konserleriyle geniş kitlelere ulaşmakla kalmıyor; atölyeleri, müzik akademisiyle, uzman eğitimleriyle ve genç müzisyenlere sunduğu olanaklarla da yıllardır özel bir işlev üstleniyor.
KAPANIŞ KONSERİFestivalin kapanış konseri Antik Taş Ocağı'nın o büyülü atmosferinde gerçekleşti. Gümüşlük'ün muhteşem günbatımıyla başladı, sonra yıldızların altında sürdü.
İlk yarıda son yıllarda dünya arenalarında ödül üzerine ödül kazanan piyanist Korkmaz Can Sağlam'ı dinledik. İşin en duygusal yanı, bu üstün yetenekli sanatçının Gümüşlük Festival Akademisi'nin eski öğrencilerinden olmasıydı. E. Granados ∫ A. Scriabin'in eserlerinden oluşan seçkide, genç sanatçı sanki o tarihi mekânı dolduran yüzlerce dinleyiciye fısıldayarak yeryüzü nimetlerini sundu.
İkinci yarıda ise festivalin ilk gününden beri hem danışmanı hem de itici gücü olan piyanist Gülsin Onay, keman sanatçısı Erkin Onay (oğlu) ve Rus viyolonsel sanatçısı Denis Shapovalov'den aykovski'nin "Piyano Üçlüsü"nü dinledik.
Bestecinin yakın dostunun ölümü üzerine bestelediği derin bir matem havası taşıyan ilk bölüm, (adı üstünde "Matem Parçası") beni aldı sadece son zamanlardaki kayıplarımıza değil, aynı zamanda demokrasinin de ellerimizden kayıp gitmesine götürdü. İkinci bölüm ise aynı temanın 12 farklı çeşitlemesine (neşeli danslardan, coşkudan trajik vedaya) uzanan geniş bir duygu yelpazesi sunuyordu. Üç virtüözün ustalığı, o duygu yoğunluğunu her an değerlendirmeleri, birbirleriyle ilişkileri gecenin büyüsünü doruklara çıkarıyordu.
Konserin sonunda ayakta alkışlanan sanatçılar, izleyicinin yoğun isteğiyle tekrar tekrar sahnede yerlerini alıp yine bir aykovski eseriyle konseri taçlandırdılar. Ve ben yine, "İyi ki yaşıyorum" diye diye dinledim bu konseri.
Gelin görün ki hayat, "İyi ki yaşıyorum" dedirten o birkaç andan ibaret değil. Ama o anların mutluluğu, yeryüzündeki ve ülkemizdeki bütün yanlışları, haksızlıkları, ayrımcılıkları bize unutturmuyor. Tam tersine. Bazen insanı onlara karşı direnebilecek kadar güçlü kılıyor.

23