Dünyayı 'aşk'laştırmak!

Kimi insanlar aramızdan ayrıldığında yalnızca bir insanı yitirmezsiniz. Bir sesi, bir vicdanı, bir sığınağı, bir dönemin hafızasını da yitirirsiniz. Ahmet Telli öyle bir insandı.

Kendine özgü kişiliğiyle, gösterişten uzak duruşuyla, alçakgönüllülüğüyle, sözcüklere yüklediği derin sorumluluk duygusuyla yalnızca şiir yazmadı; yaşadığı çağın tanıklığını yaptı. Şiirlerinde aşk ile hüznü, direniş ile özgürlüğü, kırgınlık ile umudu buluşturdu. Onun dizelerinde sevda, dünyadan vazgeçmek değil; dünyayı değiştirme cesaretiydi. Hüzün ise teslimiyet değil, insan kalabilmenin bedeliydi.

Türkiye'nin en zor dönemlerinde, baskının ve umutsuzluğun en koyu günlerinde bile şiirini öfkeye teslim etmedi. Acıyı estetize etmeden anlattı, umudu ise sloganlaştırmadan büyüttü. Belki de bu yüzden, kuşaklar boyunca gençler onun dizelerinde hem kendilerini hem de yarınlarını buldu.

Ahmet Telli'nin şiiriyle kişiliği arasında mesafe yoktu. Şiirindeki incelik neyse hayatındaki zarafet de Ahmet Telli'nin şiiriyle kişiliği arasında mesafe yoktu. Şiirindeki incelik neyse hayatındaki zarafet de

Bugün geriye yalnızca kitapları kalmıyor. Onun dizelerini ezbere bilen insanlar, şiirlerinden güç alan gençler, onunla aynı masayı paylaşmış dostları ve özgürlüğe inanan herkes, Ahmet Telli'nin gerçek mirasını taşıyacak.

ROMANTİK VE İSYANKÂR

2020 yılında PEN Türkiye Yazarlar Derneği olarak Ahmet Telli'ye tüm eserleri için onur ödülü vermiştik. Gerekçemiz şöyleydi:

"Türk edebiyatını lirik, toplumsal şiirleriyle yücelten Ahmet Telli, genç şairlere, okuyucuya her zaman yeni bir soluk olmuştur. Şiirlerinde gerçeklik, direniş, hüzün iç içe geçmiş, okuyucusunu dizeleriyle etkilemiş, emeğe saygılı, romantik ve isyankâr şairimiz Ahmet Telli'yi kutluyoruz." Adettendir, PEN Onur Ödülü sahibi şair, o yılın şiir bildirisini yazar. Onun yazdığı manifesto muhteşemdi.

"Dünyayı aşk'laştırmanın özel bir edimidir şiir. Referansları özgürlük, adalet ve vicdandır. Özgürlüğe evrensel, adalete toplumsal ve sınıfsal, vicdana bireysel olarak yaklaşır ve özümser; onları insani ve estetik boyutlarda yeniden üretir" diyordu.

"Doğayı, toplumu ve insanı anlayan ve gelecek sezgisinin ışığını bilincin ekeneklerine sızdıran şiir, ütopyamızı çiçeklendirir" diyordu.

"Gerçek, yalanla yer değiştirdiğinde o, kendi hakikatini kurar; gerçek diye belletilen yalanların perdesini aralayarak hakikat olanı gösterir. Bu nedenledir ki iktidar odaklı hangi güç varsa şairi ve şiiri sakıncalı bulmuştur" diyordu.

Şiirin, her türlü ötekileştirmeye karşı durduğunu; itiraz ederken ölüme karşı yaşamı, karanlığa karşı şavkı, savaşa karşı barışı, sömürüye karşı alın terini, kısıtlamalara ve zulme karşı özgürlüğü savunduğunu söylüyordu.