Başlıktaki bu cümle, etin Altan'ın Türk basın tarihine geçen, en ünlü ve en etkili yazısının başlığıdır. Demokrat Parti iktidarının muhalefeti susturmak amacıyla kurduğu "Tahkikat Komisyonu"na karşı İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin protestosunu polis bastı. atışmada bir öğrenci Turan Emeksiz öldürüldü. Ertesi gün (29 Nisan 1960) etin Altan, köşesine bu başlığı attı. Başlığın altı boş bırakılmıştı.
Bu yazıyı yazacağım gün (dün) korkunç bir sabaha daha uyandık. Halk TV'ye polis baskını, kayyum, tutuklamalar... Tam da Ekrem başkanın savunmasını yapacağı gün. Dişliler, muhalefeti öğütmeye devam ediyor hâlâ...
Hayır ben başlığın altını boş bırakmayacağım. ünkü karanlığa, baskıya inat sahnelerde, tuvallerde, yaratıcılıkta, sanatta her daim ışık var! Sanatın ışığıyla, baskının gölgesi sanki hiç bitmeyecek.
AFİFE JALE'DEN BUGÜNEBir sahnede ışıklar yanıyor. Bir kadın bütün yasaklara, baskılara, tehditlere, önyargılara meydan okuyarak sahneye çıkmak istiyor.
Müziğini Turgay Erdener'in bestelediği, libretto ve koreografisini Beyhan Murphy'nin olağanüstü bir ustalıkla gerçekleştirdiği İstanbul Devlet Opera Balesi'nin muhteşem prodüksiyonu "Afife" balesinden söz ediyorum. Baleden çok "dans tiyatrosu" da diyebiliriz.
Eser; sahnede var olma mücadelesini inatla sürdüren, kendinden sonraki sayısız kadın oyuncuya yolu açan Afife Jale'nin tutkusuna odaklanıyor. Öyküsünü biliyoruz: Afife bedelini ağır ödedi. Ama kendisinden sonra gelen kadınlara bir kapı açtı. O kapıdan yalnız kadın oyuncular değil, kendi hayatının öznesi olmak isteyen bütün kadınlar geçti. Bugün hâlâ süren bir mücadele.
Bu eser ilk kez 1998'de Ankara Devlet Opera ve Balesi'nce sergilenmiş. O prodüksiyonu görmediğim için ikisini karşılaştıramam. Ancak bunca yıl sonra prömiyerde izlediğim, İBDO orkestrasını İbrahim Yazıcı'nın yönettiği prodüksiyon dört dörtlüktü.
Beyhan Murphy'nin koreografisi, yeniydi, çağdaştı. Klasik balenin estetiğiyle çağdaş dansın anlatım olanaklarını buluşturuyordu. Sağlam bir omurgası, keskin çizgileri, duygusal ve incelikle işlenmiş özenli ayrıntıları vardı. Günümüz insanının özgürlük tutkusuna, başkaldırısına, var olma savaşına işaret ediyordu. Cumhuriyet devrimlerine, direnme gücüne de... O sahnede tarihin belleğini gördüm.
Hastane odasında geçmişine bakan Afife (İlke Kodal) ve farklı dönemlerin/anıların/çağrışımların dört Afife'si (Berin Günay, Gizem Tuncay, Deniz Tunçeli, Berfu Elmas) başta olmak üzere o çok kalabalık kadroda her dansçı, yaptıklarının bilincinde; birbiriyle uyum içindeydi.
İşlevsel dekor tasarımı (Efter Tunç) etkileyici kostüm tasarımı (Bahar Korçan) hele hele çok katmanlı ışık tasarımı (Cem Yılmazer) ve video tasarımı (Aisha Hajiyeva) bu sahne olayını taçlandırıyordu.
HANGİ YÜZYILDAYIZSahi biz hangi yüzyılda yaşıyoruz Yasaklar. Baskılar. Korkutmalar. Susturmalar. Afife'nin sahneye çıkmasını engelleyen anlayışla bugün gazetecilerin sesinin kısılması endişesi arasında tarihsel koşullar elbette farklı. Ama insanın kendini ifade etme hakkı söz konusu olduğunda sorular birbirine ne kadar benziyor!
O yalnızca tiyatro yapmak istiyordu. Ama bazen insanın yalnızca işini yapmakta ısrar etmesi bile bir direnişe dönüşür. Bir oyuncunun sahneye çıkmakta, bir yazarın yazmakta, bir gazetecinin soru sormakta, bir sanatçının yaratmakta ısrar etmesi...
Afife'nin hikâyesi geçmişte kalmıyor. Bugüne uzanıyor.
Afife Jale yüz yıl önce sahneye çıkabilmek için mücadele ediyordu. Bugün biz, sahnelerin, ekranların, gazetelerin özgür kalabilmesi için aynı temel soruları sormayı sürdürüyoruz. Yüzyılda ne kadar yol aldık Ve aldığımız yolun ne kadarını koruyabildik

10