'Bize sorulmadı'

Şu günlerde mezuniyet törenlerinden yükselen sesleri dinliyorum. Gençlerin gözlerindeki ışığı, öfkelerindeki asaleti, itirazlarındaki bilinci görüyorum. Diplomalarını alırken yalnızca kendi geleceklerini değil, üniversitenin anlamını, akademinin onurunu, özgür düşünceyi savunuyorlar.

"Kayyum istemiyoruz" diyorlar. "Bilimi, aklı, liyakati savunuyoruz" diyorlar.

Paraşütle indirilen yöneticilere, yukarıdan verilen kararlara, yok sayılmaya karşı çıkıyorlar. (Bkz: Boğaziçi Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, ODTÜ vb.)

Bir ülkede gençlerin mezuniyet konuşmalarında en çok duyulan sözcükler "özgürlük", "ifade hakkı", "adalet" oluyorsa orada duralım. ünkü ortak çığlık aynı:

Bize sormadılar.

Üniversitelerden sanata, mizahtan eğitime kadar insanların kendi hayatlarına dair söz hakkının yok sayılmasına uzanan bir çizgi...

Üniversitelere rektör atarken sormadılar. Kimi hocaları ve öğrencileri okuldan uzaklaştırırken sormadılar. Bilim insanlarına sormadılar. Gençlere sormadılar. O kuruma ait olanlara sormadılar.

KAHKAHADAN KORKMAK

Ve bütün bunlar olurken bir başka yerde, milyonların hayran olduğu bir komedyen, Deniz Göktaş politik ve toplumsal hicvin sınırlarını zorladığı için hedef oluyor, tutuklanıyor.

Oysa mizah dediğimiz şey tam da budur: Gücün karşısında söz söylemek, eleştirmek, çelişkileri göstermek, aynayı toplumun yüzüne tutmak, başkaları sustuğunda, konuşabilmek...

Üstelik bizim Anadolu kültürümüzde mizah, hiciv, taşlama, eleştiri toprağımıza, suyumuza, havamıza, insanımızın genlerine karışmıştır. Sadece şu son yüz yılda değil, yüzlerce yıldır. (Yüzyılların tiyatro ve halk geleneklerini anlatmaya zorlamayın beni, bu köşeye sığmaz!) 60 yıldır bu meslekteyim, ilk kez kahkahadan bu kadar çok korkulduğuna tanıklık ediyorum.

Kendine güvenen, yıllardır turneleriyle yalnız muhalefeti değil, toplumun her kesimine eleştiri oklarını fırlatan Deniz Göktaş, tatilinden ülkesine dönerken önce gözaltına alındı; "Yakalandı" diye afişe edildi; ters kelepçeyle hapse yollandı. Bunu yapanlar, yaptıranlar hiç mi utanmadı!

ORTAK HAFIZA VE AİDİYET

"Bize sorulmadı" haykırışı, şimdi bambaşka bir yerden, İstanbul'un en köklü eğitim kurumlarından birinden; 1870'de kurulan Saint Joseph Lisesi mezunlarından yükseliyor. ünkü 50 yıllık amblemleri ansızın değiştirildi. O amblem birkaç kuşağın "Ben buraya aittim" sözünün simgesi, hafızasıydı. Mezunları en çok da bundan acıttı: Sormadılar.

Önce açık olayım: Bu satırların arkasında kişisel bir bağ var. Oğlum Saint Joseph Lisesi mezunu. O da bu sessizliğe itiraz edenlerden biri.

Burada mesele bir okul değil. Mesele ortak hafıza. Mesele aidiyet, "biz" diyebilme hakkı. O amblem; yıllar sonra dünyanın neresinde olursa olsun "Ben oradan yetiştim" diyen insanların ortak belleğidir. O sembolün altında öğrenciler büyüdü, öğretmenler emek verdi, kuşaklar birbirine bağlandı.

4 Haziran 2026'da, amblem kimseye sorulmadan bir açıklamayla değiştirildi. O günden beri müthiş bir sinerji doğdu: Dağınık bir hayal kırıklığı bir iradeye dönüştü. Altmışların öğrencisiyle bugünün genci yan yana geldi; kısa sürede 1500'ü aşkın mezun "Eski logomuzu geri verin ya da istişare yapıp yeniden yapalım" demek için imza attı. Okul yönetimine, hatta okulun bağlı olduğu La Salle Vakfı'nın Roma'daki merkezine mektuplar yazıldı, müzikler bestelendi, imzalar toplandı. Bir karar okul mezunlarını böyle bir araya getirebiliyorsa o okulun ruhu hâlâ yaşıyordur. Silinmek istenen amblem, tuhaf biçimde, temsil ettiği Saint Joseph aidiyetini güçlendirdi, pekiştirdi.