30 Ağustos

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Nutuk" eserini okuyup anlamayanlar... Nâzım Hikmet'in "Kuvayi Milliye Destanı"nı, Kurtuluş Savaşı'mız üzerine yazılmış en muhteşem eserini özümsememiş olanlar... "Neden kurtulmuşuz ki" deyip okul kitaplarından "Kurtuluş Savaşı" sözcüklerini çıkarabilir. Gaflet ve hıyanet içindekiler, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nı yok sayabilir. Uluslararası sözleşmelerimizi çiğneyebilir; adaleti, toplumsal hukuk devletini, laikliği ortadan kaldırma gayretini sürdürebilir.

Ancak bu ülkeyi ve Devrim Yasalarını korumaya ant içmiş olanlar biliyoruz. Kurtuluş Savaşı'yla nelerden kurtulduğumuzu, biliyoruz. Bağımsızlık ve Kurtuluş Savaşı'nı unutmadık, unutturmayacağız.

İşte Nâzım Hikmet'in dört duvar arasında hapishanedeyken yazdığı o eşsiz destanın saat ve saat kimi bölümleri: Yüksek sesle, içinize sindirerek okuyun.

***

Saat: 2.30 (...)

Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu./ Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki/ şayak kalpaklı adam/ nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden/ güzel, rahat günlere inanıyordu./ ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü./ Paşalar onun arkasındaydılar./

O, saatı sordu./ Paşalar: "Üç" dediler./ Sarışın bir kurda benziyordu. / Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı./ Yürüdü uçurumun başına kadar,/ eğildi, durdu./ Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı. (...)

Saat 3.30.

Halimur-Ayvalı hattı üzerinde manga mevziindedir./ İzmirli Ali Onbaşı (kendisi tornacıdır) karanlıkta göz yordamıyla/ sanki onları bir daha görmeyecekmiş gibi baktı manga efradına birer birer:/ Sağda birinci nefer sarışındı./ İkinci esmer./ Üçüncü kekemeydi/ fakat bölükte yoktu onun üstüne şarkı söyleyen/ Dördüncünün yine mutlak bulamaç istiyordu canı./ Beşinci, vuracaktı amcasını vuranı tezkere alıp Urfa'ya girdiği akşam./ Altıncı, inanılmayacak kadar büyük ayaklı bir adam, memlekette toprağını ve tek öküzünü ihtiyar bir muhacir karısına bıraktığı için/ kardeşleri onu mahkemeye verdiler/ ve bölükte arkadaşlarının yerine nöbete kalktığı için/ ona «Deli Erzurumlu» derdiler./ Yedinci, Mehmet oğlu Osman'dı./ anakkale'de, İnönü'nde, Sakarya'da yaralandı ve gözünü kırpmadan daha bir hayli yara alabilir,/ yine de dimdik ayakta kalabilir./ Sekizinci, İbrahim, korkmayacaktı bu kadar, bembeyaz dişleri böyle tıkırdayıp birbirine böyle vurmasalar./ Ve İzmirli Ali Onbaşı biliyordu ki: tavşan korktuğu için kaçmaz/ kaçtığı için korkar.

Saat 4.00. Ağzıkara-Söğütlüdere mıntıkası.(...)

Saat 4.45. Sandıklı Civarı. Köyler (...)

Saat beşe on var/ Kırk dakika sonra şafak sökecek/ "Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen Alsancak" (...)

Tınaztepe'ye karşı Kömürtepe güneyinde,/ On beşinci Piyade Fırkası'ndan iki ihtiyat zabiti/ ve onların genci, uzunu,/ Darülmuallimin mezunu/ Nurettin Eşfak,/ mavzer tabancasının emniyetiyle oynıyarak konuşuyor: