Yasemin Sakallıoğlu'yla evinde, kendi elleriyle hazırladığı kahvaltı sofrasında buluştuk. Gastronomiyle başlayan bayram sohbetimiz; çocukluk anılarından aileye, sevgiden hayata uzanan sıcacık bir muhabbete dönüştü
Yasemin Sakallıoğlu, sahnede anlattığı hikâyelerde ailelerimizden, zaaflarımızdan ve hayatlarımızın trajikomik anlarından tanıdık parçalar bulduğumuz; milyonları güldüren bir isim. Üstelik mizahı yalnızca sahnede değil, hayatın içinde de yaşıyor. Bayram sohbeti için kapısını çaldığımda Yasemin Sakallıoğlu ve eşi Burak beni ellerinde çiçeklerle karşıladı. Bazı sohbetler planlandığı yerde kalmaz ya... Aynen öyle oldu. Konu sofradan açıldı; Rize'de geçen çocukluğuna gitti. Anneannesine, bayram hafızasına, ev hayatına, Burak'la mutfakta kurdukları ortak dile, aileye, sevgiye ve bugünün yalnızlığına uzandı. Bir noktada Yasemin kendini anlatırken öyle bir cümle kurdu ki aslında her şeyi özetledi: "Vücudun yüzde 70'i su diyorlar ya... Benim yüzde 90'ım duygu." İşte Yasemin Sakallıoğlu tam da böyle biri. Çok güldüren ama insanı çok dikkatle izleyen. Mizahı yalnızca sahnede yapmayan, hayatı öyle yaşayan güçlü bir gözlemci. Öyle keyifli, öyle katmanlı bir sohbet oldu ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadım.
Nasıl bir çocukluk hayatı geçirdiniz Hikâyeniz nasıl başlıyor
Annem Rize İkizdereli, babam Sakarya Adapazarı. İstanbul'da doğdum ama altı yaşıma kadar Rize'ye gidip geldim. Rahmetli anneannem benimle ilgilendi. Bana bakılması gerekiyordu. O yüzden çocukluğum köyde geçti. Köy çocuklarıyla büyüdüm. Çobanlık yapmışlığım bile var. O yılları düşündüğümde aklımda çok doğal, çok sahici bir çocukluk var. Belki de insanın hayata bakışında o ilk yıllar çok belirleyici oluyor. Benim için de öyle oldu.
Aile ilişkileriniz içinde bayramların nasıl bir yeri vardı
Rize'de çocukken yaşadığım bayramları çok net hatırlamıyorum. Sanırım bayramlarda ailemin yanına geliyordum. Aklımda öyle kalmış. Bizde bayramlar daha çok İstanbul'da yaşanırdı. Annem kardeşlerinin en büyüğü olduğu için genelde bize gelinirdi. Bizim öyle çok kapı kapı dolaştığımız bir bayram düzenimiz yoktu. Sadece dayıma giderdik, onun dışında daha çok bizim eve gelinirdi.
Bugün bayram sizin için ne ifade ediyor
Bayram benim için birbirimizi hatırlamak demek. Çocukluğumdaki hâliyle bugünün arasında en ciddi değişim akraba ziyaretlerinin azalması. Bunun çok sebebi var. Ama artık şöyle düşünüyorum: İnsanlar bu kadar bireyselleşmişken, bu kadar yorulmuşken, birinin bayramda telefonla araması bile bir emek. Birini arıyorsun, "Bayramın mübarek olsun" diyorsun; "Telefonla mı kutluyorsun" diyor. O zaman insan bir daha aramak istemiyor. O yüzden bayramlar artık birbirimizi sağlıklı sevmemize olanak sağlasın isterim. Bir akraba arandığında "Niye aramıyorsun" diye sormak yerine, arandığına sevinsin. Bugün herkes herkese gidemiyor. İnsanlar çok yorgun. Eskiden kalkılır, Ankara'ya, Bursa'ya, İzmir'e gidilirdi. Şimdi insanların bayram tatilinde sadece durmaya, kendini dinlemeye ihtiyacı var.
Sizin evde bayram sabahı nasıl başlar
Bizde bayram güzel bir kahvaltı sofrasıyla başlar. Önce en yakınımızdakine sarılırız. Bayram bence önce en yakındakini hatırlamakla başlıyor.
Mutfak sizin için nasıl bir yer
Mutfağı oyun alanım gibi görüyorum. Sanki o an hayatta her şey duruyor. Deniyorsun, yanılıyorsun, tekrar yapıyorsun. Ben mutfakta denemeyi çok severim. Gerçek bir kahvaltı aşığıyım. Bana göre kahvaltı akşam yapılmalı. Çünkü kahvaltı ekmeğin yanında fazla eşlikçisi olan menü. Peynir, zeytin, yumurta, börek, reçel, sohbet... Bu özene sabahın kısıtlı zamanı değil, akşamın rahat kafası lazım. Ve o kahvaltıyı kimlerle yaptığın da masanın asıl hikâyesi.
Ev ve sofra hayatınızın içinde size ne sağlıyor
Ne kadar yoğun olursam olayım evde yemek yeriz genelde. Eşimle mutfağa birlikte gireriz. O da çok güzel yemek yapar. Beraber yemek yapmak tam bir dengelenme aslında. Ben Burak istediğinde dışarı çıkan biriyim. Herkes bize gelsin, bizde yiyelim, bizde sohbet edelim isterim. Ev yemeğine aşığım. Yemek yerken rahat etmeyi seviyorum. Bir mekânda belli bir süre sonra sıkılıyorum; yemeği yedikten sonra yayılmak, sohbeti uzatmak istiyorum. Ev çok daha keyifli geliyor.
Sahnede gördüğümüz Yasemin ile evdeki Yasemin ne kadar aynı
Aslında mizah hayatımın geneline yayılmış bir durum. Mizah yapmıyorum, onu yaşıyorum. Hayatı ele alış biçimim bu zaten. O yüzden pek fark yok. Sadece evde yer yer daha duygusalım.
"Glütensiz tariflerle ilgileniyorum"
En sevdiğiniz yemek nedir
Mercimek çorbasını hem çorba hem yemek olarak değerlendiririm. Kırmızı mercimeği de yeşil mercimeği de çok severim. Kırmızı mercimek çorbam gerçekten çok beğeniliyor. Sadece soğan ve mercimekle yapıyorum. Önceden patates, havuç koyuyordum. Sonra fark ettim ki patates ve havuç mercimeğin tadını bozuyor. Asıl mercimek tadını alamıyorum. O yüzden artık kırmızı mercimeğin sadece soğan ve mercimekle yapılması gerektiğini düşünüyorum. Kimyonu bile çok az koyuyorum çünkü çok baskın bir tat veriyor. Biraz pul biber ekliyorum. Piştikten sonra tereyağında naneyi kızdırıp üstüne döküyorum. Bugüne kadar beğenmeyen tek bir kişi görmedim.
Mutfağa girdiğinizde başka neler yaparsınız
Musakkayı da güzel yaparım. Zeytinyağlı taze fasulyemi beğenirler. Bir de bir arkadaşımdan öğrendiğim Brüksel lahanası tarifi var. Önce Brüksel lahanasını haşlıyorum, sonra süzüyorum. Üzerine mandalina dilimleri, zeytinyağı, sarımsak ve tuz ekleyip fırına veriyorum. Mandalinanın suyu lahanaya akıyor, hafif ekşi tatlı bir lezzet veriyor. Çok güzel bir zeytinyağlı oluyor.
Kendi geliştirdiğiniz tarifler de var mı
Mesela glütensiz undan patatesli, soğanlı börek gibi bir şey yapıyorum. Soğanı karamelize ediyorum. Patatesleri çok ince doğruyorum. Karamelize soğanla patatesi karıştırıyorum. Bir tarafta kek hamuruna benzer glütensiz bir hamur hazırlıyorum. Yağ koymuyorum çünkü yağı karamelize soğanın bıraktığı lezzetten almasını istiyorum. Sonra hepsini karıştırıp börek gibi fırına veriyorum. Çok lezzetli oluyor. Glütensiz tariflerle ilgileniyorum çünkü bazı hamurlar normal unla çok ağır oluyor. Mesela kek normal unla yapıldığında ertesi gün ağırlaşabiliyor. Glütensiz olduğunda daha hafif kalıyor.
Sizin mutfakta hedef koyduğunuz şeyler de var mı
Baklava hamuru açmayı çok istiyorum. Bir gün kesin deneyeceğim. Ben ev baklavasının o hafif hamurumsu, bol şerbetli hâlini tercih ediyorum. Karadeniz'de fındıklı baklava çok yapılır onu da çok severim. Bizim akrabaların yaptığı, çok kusursuz olmayan, üstü fazla kıtır olmayan, içi hafif hamurumsu kalan baklavaları seviyorum. Dışarıdaki baklavalar bazen fazla şov gibi geliyor. Kaç kat, nasıl çıtırdıyor... O çıtırtıyı fazla alıyorsun ama hamur kısmını alamıyorsun. Ben hamur kısmını da severim.

14