Urla'da bir tabağın uzun mesaisi

Bir tarafta klasikler, diğer tarafta yeni kuşak şefler. Urla artık yalnız, nerede yemek yiyelim sorusuna değil, bir gastronomi bölgesi nasıl büyür, karakterini nasıl korur, sorularına da yanıt arıyor


Enginarı, zeytinyağlıları, balıkçıları ve bağlarıyla bildiğimiz Urla, artık Türkiye'nin en güçlü gastronomi rotalarından biri. Michelin rehberinde Urla ve çevresinde 13 restoran var; Vino Locale ise 2026'da iki yıldıza yükselerek İzmir'de bu seviyeye ulaşan ilk, Türkiye'de TURK Fatih Tutak'ın ardından ikinci restoran oldu.

Ama bir gastronomi destinasyonu yalnız yıldızlarla yaratılmıyor. Bir tarafta Beğendik Abi gibi hafızayı taşıyan klasikler, diğer tarafta kendi dilini kuran yeni kuşak şefler var. Enginar Festivali de bu ilişkinin yıllardır en görünür örneklerinden biri. Urla artık yalnız "Nerede yemek yiyelim" sorusunun değil, "Bir gastronomi bölgesi nasıl büyür, karakterini nasıl korur" sorusunun da cevabını arıyor.

O tanıdık duyguyu kaybetmiyor

Son yıllarda beni en çok etkileyen restoranlardan birini keşfetmiş olmanın heyecanıyla ayrıldığım Yelve ise henüz yedi aylık. Adını karanlıkta göremese de içgüdüleriyle yolunu bulan, geleneklere konu olmuş bir kuştan alıyor. İşletmenin sahibi ve şefi Serkan Anavatan, Makedonya'dan Türkiye'ye göç etmiş bir ailenin çocuğu. Mutfak yolculuğu fırında çıraklıkla başlıyor; ardından aşçılık eğitimi, Çeşme, Bodrum, İzmir ve Ankara mutfakları geliyor. İşletme de okuyor. Kuru etler, turşular, hamur işleri; babaannenin pırasası, annenin kerevizi, bamyası. Ama Serkan Şef, geçmişi tabağa aynen taşımıyor. Derdi daha zor olanı yapmak, hatırlatmak ama taklit etmemek. Form değişebilir, teknik değişebilir; yeter ki o tanıdık duygu kaybolmasın. Bunu fermantasyon menüsünde net görüyorsunuz. 'Göçmen kuruları', 12 gün kürlenmiş ördek pastırması, fermente sebzeler, mumlanmış kefal havyarlı Palombo bottargası... Fermantasyon burada moda bir teknik değil; ürünün beklemesine, değişmesine, yeni aroma ve dokular geliştirmesine izin veren bir düşünce. Kısacası zaman da malzemeden biri.

Ürün ve lezzet konuşuyor

Kök sebzeler-Alıç tabağı, daha başlangıçta beni yakaladı. Sebzelerin dokusu ve pişmesi ayrı güzeldi; alıç, karabuğday, reyhan ve bölge otlarıyla kurulan tatlı, tuzlu, ekşi denge ayrı. Bir sebze tabağının gecenin hafızada kalanlarından olması mutfağa dair çok şey söylüyor. Ama bebek kalamarın hikâyesi başlı başına yazılacak türden. Serkan'ın, Tamer Abi dediği balıkçı, daha hale gitmeden Yelve'ye uğruyor. Masada birkaç lokmada bitecek tabağın mesaisi, saatler önce balıkçının hal yolunda başlıyor. Mezat balığı günün deniz ürününe göre şekilleniyor. Sakatat-ançüezde patates, ilik ve hardal otu yoğunluğu dengeliyor. Kavun-kuzukulağı sorbe, menünün ortasında küçük bir nefes; tatlılığı ekşilik kesiyor, damak yeniden kuruluyor. Dana yanaklı mantının consommesine Türk kahvesi giriyor; şaşırtıcı ama kendini dayatmıyor, tabağa derinlik katıyor. Barbun, kınalı bamya, ipek börülce ve pirpirle buluşuyor. "Yanık" ise sütlaç dondurması ve pirinç patlağıyla tanıdık bir hafızanın peşine düşüyor. Ürün ve lezzet konuşuyor.