Hatay'da tarım yalnızca geçim kaynağı değil binlerce yıllık bir mutfak kültürünün temeli. Büyük yıkımın yaşandığı 6 Şubat depremlerinin açtığı yaranın derin izleri sürüyor. Ancak, bugün toparlanma; toprağını terk etmeyen bir çiftçinin, küçük ölçekli gıda işletmesini ayağa kaldıran bir kadının, kayıplarına rağmen hayata tutunan insanların hikâyesinde anlam buluyor
Kahramanmaraş merkezli depremin üzerinden üç yıl geçti. Takvim yaprakları değişti, gündem hızla aktı, hayat büyük şehirlerde eski akışına döndü. Ama 6 Şubat sabahı, bu ülkenin hafızasında hâlâ aynı yerde duruyor. O gün yalnızca binalar yıkılmadı. Hayatlar, depremden önce ve depremden sonra olmak üzere ikiye ayrıldı. En ağır yıkımı yaşayan şehirlerin başında Hatay vardı. Binlerce yıllık kültürün, üretimin, birlikte yaşama geleneğinin olduğu Hatay'da hayat yeniden kurulmaya çalışılıyor. Ama 'yeniden' kelimesi sanıldığı kadar kolay değil.
Hatırlayalım… Depremin ardından devlet kurumları, yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası yapılar sahaya indi. Barınma, gıda, nakit desteği, üretim onarımı. Evet, çok şey yapıldı. Ama bugün hâlâ konteynerlerde yaşayan binlerce insan var. Düzenli geliri olmayan aileler, üretim araçlarını kaybetmiş çiftçiler, işletmesini yeniden ayağa kaldırmaya çalışan kadınlar, geleceğini bu şehirde kurup kuramayacağını bilemeyen gençler. İyileşme bir günde olmuyor.
Toparlanma sürecinde WFP
Uzun toparlanma sürecinde bölgede önemli rol üstlenen kurumlardan biri de Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP). WFP yalnızca acil gıda yardımı yapan bir yapı değil; deprem sonrası Hatay başta olmak üzere bölgede üretimin yeniden başlamasını, yerel ekonominin canlanmasını ve insanların yardım alan değil üreten bireyler olarak güçlenmesini hedefleyen çalışmalarıyla biliniyor. Çünkü bugün afet sonrası dünyada temel yaklaşım net: İnsanı sadece hayatta tutmak değil, hayatını yeniden kurmasına imkân vermek.
Mutfağı yaşatan üretim
Hatay'da tarımdan söz etmek, aynı zamanda gastronomiden söz etmektir. Bu şehirde üretim yalnızca geçim kaynağı değil binlerce yıllık bir mutfak kültürünün temelidir. Depremde sadece tarlalar değil; küçük üretim atölyeleri, kadın emeğine dayalı işletmeler ve kuşaktan kuşağa aktarılan tarifler de büyük bir darbe aldı. Bugün bölgede yürütülen üretim odaklı destekler, yalnızca ekonomik bir toparlanmayı değil, Hatay'ın gastronomik hafızasının ayakta kalmasını da sağlıyor. Çünkü bir şehrin mutfağı yaşarsa kimliği de yaşar.
Deprem sonrası iyileşme süreci çoğu zaman rakamlarla, projelerle ve bütçelerle anlatılıyor. Oysa bu sürecin gerçek karşılığı sahada, insanların hayatlarında gizli. Bugün toparlanma; toprağını terk etmeyen bir çiftçinin, üretimini yeniden kurmaya çalışan bir kadının, bir kooperatifin ayakta kalma mücadelesinin, kayıplarına rağmen hayata tutunan insanların hikâyesinde anlam buluyor. Bu yazıda yer alan beş insan hikâyesi, Hatay'dan Adıyaman'a ve Kahramanmaraş'a uzanan ortak bir gerçeği anlatıyor: Yıkım büyüktü, mücadele ise hâlâ sürüyor. Üretim odaklı iyileştirme çalışmaları; çiftçilere, kadın üreticilere ve yerel yapılara yalnızca ekipman ya da kaynak desteği sağlamadı, yeniden başlama cesareti verdi.
Yeniden tarlasına döndü
Bu hikâyelerden ilki, sağlanan desteğin sahadaki karşılığını gösteren bir çiftçiye ait. 64 yaşındaki Süleyman Civi, hayatı boyunca Hatay'ın Samandağ ilçesinde toprağı işlemiş, beş çocuğunu tarımdan kazandığı gelirle büyütmüş bir üretici. Deprem gecesi her şeyini kaybetti. "Üç evim vardı, bir de iş yerim… Hepsi gitti" diye anlatıyor. Depremin ardından üretimin neredeyse imkânsız hâle geldiği bir sırada sağlanan jeneratör, budama makinesi ve çapa/toprak işleme makinesiyle Süleyman Civi, yeniden tarlasına döndü. Elektrik kesintilerinin yaşandığı günlerde serasını sulayabildi, artan maliyet karşısında toprağını kendi imkânıyla işlemeye başladı. Bugün borçları var, hâlâ zorlanıyor. Ama sesi artık daha kararlı: "Bu yardım yeniden ayağa kalkmak demekti. Bana umut verdi."

5