"Kötü hava yoktur yanlış kıyafet vardır" lafını hepimiz biliriz ama çocuklarımız söz konusu olunca rahat edebilir miyiz, tartışılır. Kışın üşümesinler, hastalanmasınlar diye açık hava etkinliklerinden geri dururuz. Oysa yağmur, çamur, soğuk demeden dışarıda vakit geçirmek çocuklar için çok faydalı
Danimarka'da bebeklerin, yaz kış demeden pusetlerinde ve dışarıda uyutulduğuna dair videolar görüyoruz sosyal medyada. Yetişkinler kafelerde sıcak kahvelerini yudumlarken, bebekler kapı önlerinde mışıl mışıl öğle uykusunda oluyor. Ya da kreşlerde uyuma alanlarının bahçelerde olduğunu görüyoruz. Bunlar belki bizim için zorlayıcı ve kabul etmesi güç örnekler çoğu zaman. Kış aylarında, çocukları haddinden fazla korumacı bir tutuma geçiyor ve neredeyse evlerden çıkarmıyoruz.
Yıllar önce bir kış mevsimi İsveç'e gittiğimde, üşümekten önümü göremezken, yanakları ve burunları kıpkırmızı İsveçli çocukların, neşeli çığlıklar atarak sokaklarda nasıl da oynadığını görünce çok şaşırmıştım. Dikkat ederseniz, bizim engel olarak gördüğümüz, düzelttiğimiz, ortamı pürüzsüz ve temiz hâle getirdiğimiz durumların aksine, çocuklar doğal ortamlarda oynamaktan keyif alıyor. Çamurlu alanlar, su birikintileri, çukurlar, engebeler, tırmanılacak ve yuvarlanılacak tepecikler, lapa lapa yağan kar. Tüm bunlar çocukların hem fiziksel hem de psikolojik dayanıklılığını artırmak için bir fırsat. Oysa hastalanırlar, düşerler, zarar görürler endişesiyle çocukları özellikle bu mevsimde, bu keyiften ve gelişim imkânından alıkoyuyoruz. Çocuklar oyuna dalınca, üşüdüklerini ya da ıslandıklarını fark edemeyebilirler. Elbette yetişkin olarak dikkat etmek, uygun kıyafetleri giydirmek, terliyken rüzgâra maruz bırakmamak, güvenli olmayan alanlardan uzak tutmak bizim sorumluluğumuzda. Ancak doğru ve koruyucu kıyafetlerle bırakınız doyasıya oynasınlar. Bu konuda hem çocuk doktoruna hem de eğitimci ve sosyolog görüşlerine yer vermek istedim. Her açıdan düşünelim diye.
Dr. Bahar Eriş (Eğitimci-yazar): "Birden fazla duyu harekete geçiyor"
Kanadalı mikrobiyologlar B. Brett Finlay ile Marie-Claire Arrieta, "Let Them Eat Dirt" (Bırakın Toprak Yesinler) adlı kitaplarında, mikroplara maruz kalmanın en önem taşıdığı dönemin çocukluk olduğunu belirtiyor. Yazarlara göre modern yaşam, çocukluğu insanlık tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar temiz hâle getirdi ve bu durum yaşam boyu sağlığımıza büyük bir bedel ödetiyor. Üstelik mesele yalnızca mikroplardan ibaret değil. Yağmurda, çamurda oynarken birden fazla duyu harekete geçiyor. Islak toprağın kokusu, ellerin arasında ufalanan toprağın hissi, ayağın altında çamurun çıkardığı 'şıpırtı' sesi; hepsi nörolojik gelişimi destekliyor ve çocukların günlük yaşamdaki etkinliklere katılım becerilerini artırıyor. Çamur ayrıca, ekranların ve yapılandırılmış oyunların sunamadığı şekilde yaratıcılığı ve açık uçlu oyunu teşvik ediyor. Her şeyi çok steril tutarsanız çocukları hasta edersiniz. Ayrıca işin sadece fiziksel değil psikolojik boyutu olduğunu da düşünüyorum. Aşırı koruma altında büyüyen çocuklar çocukluklarını yaşayamıyorlar. Ayağına taş değmesin diye her türlü olumsuzluktan korunan çocuk, çoğu zaman olumsuzluklarla nasıl mücadele edeceğini öğrenemiyor.

19