Görülmeyen annenin yolculuğu

Her uçak anonsunda söylendiği gibi "Oksijen maskesini önce kendinize, sonra çocuğunuza takın!" İlk başta kulağa tuhaf gelir ama şu bir gerçek ki, anne ya da babalar iyi olmazsa, sağlıklı olmazsa, nefes alacak alan bulamazsa, çocuk da iyi olmaz. Özellikle kadınlar, anne olduktan sonra toplumsal beklentiler, hem mükemmel bir anne olmaya çabalayıp, aynı zamanda çalışan, evi çekip çeviren hem de iyi bir eş olma kaygısıyla birlikte çok yalnız kalıyor. Bir çocuğa bakım vermek zaten çok büyük bir sorumluluk. Bir de bu sorumluluk paylaşılmıyorsa, maddi manevi tüm yük bir ebeveyndeyse, annelik olduğundan daha ağır gelmeye başlıyor. Nefes alacak bir zaman dilimi bile olmuyor. Üstüne bir de lohusalık ve depresyon eklendiğinde, bakım verme işlevi yerine getirilemiyor.

Sophie Swithinbank'ın yazdığı ödüllü oyun "Surrender"ın, uyarlaması olan "Teslimiyet" de küçükken yeterli bakım veremediği için çocuğu elinden alınan ve hapse atılan, yıllar sonra hapiste kızıyla buluşan bir annenin geçmişiyle yüzleşmesini anlatıyor. İlk etapta dışarıdan bakan biri için oldukça zor bir durum bu. Uykusuzlukla, lohusalıkla, çevreden gelen eleştirilerle mücadele eden, hassaslaşan, yalnızlaşan annelerin sesini duyan oluyor mu İşte oyun tam da bunu sorguluyor. Tek kişilik oyunda Nursu Parlak o kadının zihninin içine baktığımızda olayın siyah-beyaz olmaktan çıkıp grileştiğini söylüyor. Oyun seyirciye "Ben asla böyle bir şey yapmam" dedirtmek yerine, "Acaba ben o uykusuzlukta, o baskı altında nerede kırılırdım" sorusunu sorduruyor. "Kadın görünmediği, duyulmadığı ve tamamen yalnız bırakıldığı için o uçuruma yuvarlanıyor" diyor.

Bir kadın hamileliğinden itibaren, sezaryenle mi doğurdu, emziriyor mu mama mı veriyor, işe geri döndü mü aldığı kiloları hemen verebildi mi gibi pek çok soruyla karşılaşıyor. Oyunda da uykusuzluktan hastalanmış, işten çıkarılmış, eş desteği olmayan, toplum tarafından yalnız bırakılmış, köşeye sıkışmış bir kadını izliyoruz.

"İyileştirici bir yolculuk"