Eğitimde yapay zekâ sınavı

Yapay zekâ hemen her sektörden insanın günlük kullanımında yer alıyor ancak eğitim sektöründe artık sistemin bir parçası hâline geldi. Özellikle üniversitelerde öğrenciler ve akademisyenler tarafından çok yoğun kullanılan yapay zekâ, güvenilirlik ve işlevsellik açısından hayatımızda ne şekilde yer almalı

Dünya genelindeki üniversiteleri, yüksekokulları, işletme okullarını ve mesleki eğitim kurumlarını bir araya getiren Digital Education Council'ın (DEC) 35 ülkedeki 118 kurumdan 27 bin 284 öğrenci ile 18 bin 114 akademisyen olmak üzere, 45 bin 398 kişi ile yaptığı araştırmaya göre, öğrencilerin yüzde 88'i, akademisyenlerin ise yüzde 77'si derslerinde yapay zekâ kullanıyor. Sonuçların bu denli yüksek olması, akıllara pek çok soruyu da beraberinde getiriyor.

Özellikle eğitim kurumlarında yapay zekâ artık gündelik hayatın önemli bir parçasıyken eğitim sistemlerinin aynı hızda ilerlemediğini söylüyor Siber Güvenlik Uzmanı Okan Algün. "Gençler yeni uygulamaları hızla kullanmaya başlıyor, eğitimciler de bireysel çabalarıyla bu teknolojiyi anlamaya çalışıyor. Yapay zekâ ise bu hazırlık süreçleri devam ederken gelişmeyi sürdürüyor. Bir uygulamayı kullanmaya başlamak birkaç dakika sürebilir; onu binlerce öğrencinin eğitimine güvenle dâhil etmek çok daha kapsamlı bir sorumluluktur."

Kaynak kontrolü yapmalı

Yapay zekâyı kullanan herkesin kendisine şu soruyu sormasını öneriyor Okan Algün: "Bu konuyu artık daha iyi açıklayabiliyor, vardığım sonucun gerekçesini savunabiliyor muyum" Bunun için öğrencilere önce kendi düşüncelerini ortaya koymalarını öneriyorum. Ardından yapay zekâdan eksiklerini göstermesini, karşı görüş üretmesini veya ipucu vermesini isteyebilirler."

Algün, dili iyi kullanmanın ve düşüncelerini düzenli ifade edebilmenin, yapay zekâdan daha nitelikli destek almayı kolaylaştırdığını ve iyi soru sormak kadar, verilen cevabı sorgulamanın, aracı kapatıp benzer bir soruyu kendi başına çözmeyi deneyimlemenin de önemli olduğunu söylüyor. "Yapay zekânın bir makale adı vermesi, o makalenin gerçekten var olduğunu veya ileri sürülen iddiayı desteklediğini göstermez. Bu nedenle kaynağın kendisine ulaşmalı, içeriğini okumalı ve bilgiyi başka güvenilir kaynaklarla karşılaştırmalıyız. Aynı sorumluluk akademisyenler için de geçerli."

Yakın gelecekte karşılaşabileceğimiz riskler

1. Karar verme süreçlerimizin hedef alınması: Kameralar, mikrofonlar, sensörler ve toplanan veriler, alışkanlıklarımızın ve hassasiyetlerimizin anlaşılmasını kolaylaştırıyor. Önemsiz gördüğümüz binlerce bilgi birleştirilerek kişiye özel ikna yöntemleriyle tercihlerimiz, kararlarımız yönlendiriliyor. Ve bu yönlendirilen kişi eğer bir çocuk ise risk çok daha büyük olacaktır.

2. İnternette insan ile yapay üretimi ayırt etmenin zorlaşması: Önümüzdeki dönemde şu soruyu kendimize daha sık soracağımızı düşünüyorum: Karşımızda gerçekten bir insan mı var, yoksa insan varmış izlenimi üreten bir sistem mi

3. Çocukların yapay zekâyla çok erken yaşta güven ilişkisi kurması: Konuşmayı yeni öğrenen iki yaşındaki bir çocuğa alınan yapay zekâ destekli oyuncak, onunla konuşabilir, sorularını yanıtlayabilir ve sesini kaydedebilir. Ancak verdiği cevapların uygunluğunu, topladığı bilgilerin nereye gittiğini ve çocukla kurduğu ilişkinin sınırlarını biliyor muyuz Bu ürünlerin aileyle iletişimin ve birlikte oyunun yerini almaya başlamasından endişe ediyorum.

4. Sahte içeriklerle zorbalık, dolandırıcılık ve istismarın güçlenmesi: Bir öğrencinin hiç söylemediği sözler kendi sesiyle üretilebilir, görüntüsü hiç bulunmadığı bir olayın içine yerleştirilebilir. Bu içerikler daha inandırıcı ve kolay üretilebilir hâle geldikçe itibar kaybı, şantaj ve psikolojik baskı riski büyüyebilir.