Deprem çocuğundan "Oradaydık"

1999 Marmara depreminde yakınlarından kayıplar yaşayan sosyolog ve eğitimci Sinem İskender, yeni kitabı "Oradaydık" ile çocuklara sesleniyor: "Çocuklar depremi yeryüzünün doğal hareketi kabul ederse, onunla yaşamanın yollarını da bulabilir. Yeryüzünde değil, yeryüzüyle yaşıyoruz."

6 Şubat depremlerinin yıl dönümü yaklaşırken yitirilen binlerce canın acısı hâlâ taptaze. Kaygılarımız ve aklımızdaki cevap bekleyen sorular da öyle. Her an deprem olasılığı ile yaşadığımız bu coğrafyada, çocuklarımızı da depreme karşı duyarlı hâle getirmek istiyoruz. 1999 depremini 15 yaşında, Adapazarı'nda yaşayan sosyolog ve drama eğitmeni Sinem İskender, depremde evini ve pek çok yakınını kaybetmiş. Yaşadığı şehri terk etmek zorunda kalan ve depremin yarattığı travmaların etkisini yıllar sonra fark eden İskender, sosyoloji okuduktan ve Yaratıcı Drama Eğitmenliği'ni de tamamladıktan sonra çocuklarla çalışmaya başlamış. "Hedefim bu ülkede yaşayan her bir çocuğun zihnine depremin sıradan bir doğa olayı olduğunu yerleştirebilmek. Bir deprem çocuğu olarak bunu kendime, depremde kaybettiğim arkadaşlarıma ve tüm çocuklara borçlu olduğumu düşünüyorum" diyen İskender, "Oradaydık" adlı kitabı ile de çocuk okurlara sesleniyor.

Odak noktası: Sağlamlık

İyi planlanmış bir yaratıcı drama atölyesi ile çocuklara her konunun anlatılabileceğini ve çocuklarda kalıcı öğrenmenin oyun ile sağlanabildiğini söyleyen Sinem İskender, düzenlediği atölyelerle 3-15 yaş arası çocuklara depremi anlatıyor. "Deprem kavramını sıradan bir doğa olayı olarak merkeze alıyoruz. Korku ve travmalardan uzakta tamamen 'sağlamlık' kavramına odaklandığımız oyunlarımız ve canlandırmalarımız oluyor. Sağlam bir toplum, insan ya da taş, sonsuza kadar var olmaya devam eder düşüncesiyle her ne yaparsak yapalım sağlam olması gerektiğine dikkat çekiyorum. Legodan bir ev yaparken de bir ipe boncuk dizerken de sınıfta minderleri üst üste dizerken de hayatın her anında sağlam olma algısını yerleştirmeye çalışıyorum."

Toplumsal olaylara duyarlı, sosyal sorunların farkında olan çocukların yetişkin olduklarında çözüm odaklı olabileceğinden yola çıkan İskender, "Sorunu bilen, gören, anlayan birey çözüm arayışına girer. Günümüz ebeveynlerinin bir kısmı çocukları cam bir kürenin içinde yetiştirmeye çalışmaktan çekinmiyor. Üzülmesin, kırılmasın, zarar görmesin korumacılığı ile yetiştirilen çocuklar, topluma karıştıklarında karşılaştıkları durumlar karşısında çözüm üretme ve kendini ifade etme konusunda büyük sorunlar yaşıyor. Oysa çocuklara bizim kontrolümüzde her şeyi öğretirsek, daha güçlü bireyler olmalarını sağlarız. Ülke olarak kentsel dönüşümden önce, zihinsel dönüşüme ihtiyacımız var. Çocuklar depremi yeryüzünün doğal hareketi kabul ederse, onunla yaşamanın yollarını da bulabilir. Bundan 20 sene sonra şu an 3 yaşında olan bir çocuk mimar olacak. İşini sağlam yaparsa hiçbir doğa olayından etkilenmeyeceğini şimdiden öğrenirse, ülkemizde aynı acılar yaşanmayacak" diyor.