Küçük Şeyler

Üstün Dökmen'in Küçük Şeyler adlı kitabı, galiba bir de programı vardı. İnsanı mutlu eden ayrıntıları anlatıyor, ezberleri bozuyordu.

Ardından NLP, kişisel gelişim furyası başladı ve tabiî iş çığırından çıktı. Küçük şeylerle mutlu olmayı tavsiye eden bir anlayışın arkasından ego şişiren, kendini çok büyüten ve sırf kendi mutluluğu için genel geçer değerlere savaş açan tiplere maruz kalındı.

Halbuki kişisel gelişim, küçük şeylerle mutlu olmak, yetinmek gibi kavramların en âlâsı, en ekmel din olan İslâmiyetin koyduğu kuralların bütününde vardı. Rol model olan büyüklerimizin her tembihi, yetiştirme şekli ve hayatlarındaki ayrıntılarda görülen, uygulamalarda özümsenmiş bir şeydi. Selâmı muhatabından önce vermenin getirdiği bir iç huzurunun, büyüğü gelince saygıdan ayağa kalkmanın, söz verilince konuşmanın, her lafa girmemenin, bir isteği karşılarken "of" demeden, içten gelerek yapmanın, yardım etmenin, yemeğe, üste başa, evdeki mefruşata kanaat etmenin bir okulu yoktu. Yetişirken öğrenilen ahlaki bir donanımın küçük ama yapana büyük sevaplar kazandıran değerleriydi bütün bunlar.

"Teşekkür ederim"in cevabı bile eskiden "Bir şey değil" idi belki de "Rica ederim" en fazla. İnsanın kendini hakîr görmesi kişilik eksikliği değil enaniyet törpüsü idi. Methedilince yüzümüz kızarır, "Estağfurullah, teveccühünüz" diye karşılık verilirdi.

Yaptığımızı eksik görür, "Daha fazla yapabilsek keşke" diye düşünürdük. Anneme babama daha çok el atsam, dostlarımı daha çok ziyaret etsem, fakiri düşkünü kollasam.

Küçük şeylerle mutlu olmayı zaten biliyorduk, mutsuz olduğumuz şeyleri saysak azar işitirdik. Gözümüzde büyüttüğümüz dünyanın bütün nimetleri bizden alınacakken, bütün nizâları biz gidince geride kalacakken ehemmiyet verilmesi hakikaten ne kadar abesti!

NLP'ler geldi önce. "Sen değerlisin" diye bütün değerleri domino taşı gibi devirmeye yeltenen...

Sonra ise sosyal medya denilen gösteri merkezi!

Bütün bilinenleri küçümseyip kendilerini yücelten ilgi arsızları türedi.

"Küçük şeylerle mutlu olmasını bilmeyen büyüğünü bulsa da mutlu olmaz, yetinmeyi bileceksin" denirdi. Evet kanaat ve tevekkül bir hazine, iç zenginliği, isteklerin olmasını beklemek de Rabbimizin vaadiydi. Vermek istemese istemeyi vermeyendi O (cc). Ama aç gözlülük ile değil, hırsla değil. Verilmeyince ağlayan şımarık çocuklar gibi hiç değil. Onun da bir ismi vardı; nimeti küçük görmekten gelen şükürsüzlük. Şimdi ise sosyal medyadan salınan gösteri furyasının darbesi en çok da halinden memnun insanları bir şükürsüzlük girdabına attı. Kendinde olanı ve hatta kendini bile küçük görüp hep diğeri gibi olma, o standarda erişme yarışı. Günahını küçük görüyor şimdi insan, en fenası da bu. Güya şaka niyetiyle çekilen onca sakîl videonun verdiği mesajların hiç de küçük görülmeyecek derecede şımarıklık ve kendini yüceltme arzusu içerdiğini kim inkâr edebilir Halbuki insana hakikaten küçük şeyler yeter, az yeter. Yığmak, büyütmek, istif etmek hırsının bize geri dönüşümü yorgunluktan başka nedir ki Küçük bir kaçış, anlık bir seyir, günlük bir keyif yeter aslında. Günahını küçük görmesin insan bir tek. Hatasını kabul etsin, nefsini hakîr görsün. Bak o zaman nasıl kişisel gelişiyor ve küçük şeylerden mutlu oluyor. Benden söylemesi...