Şekerci Cafer Erol'da şeker gibi bir bayram sohbeti: Dubai çikolatası gider sakızlı lokum kalır

Etrafımız ateş çemberiyken ağız tadıyla kutlamak zor ama yine de bugün bayram! Bayram demek sevdiklerimiz demek, bir araya gelmek demek, ikram demek ve tatlı demek… Peki bayramda ne ikram edilir Nasıl ikram edilir Bu soruların cevabını almak için tarihi 200 yıl öncesine dayanan Cafer Erol Şekercisi'nin dördüncü kuşak temsilcisi Nurtekin Erol ile bir araya geldik; hem henüz yedi yaşındayken 'şeker kazanına düşmüş' Erol'un kendi hikâyesini dinledik hem de tatlı geleneklerimizi öğrendik…

KADIKÖY Çarşısı'nın içinde, tarihi bir binadayız. Etraf rengârenk şekerler, lokumlar, çikolatalar, gofretler, reçellerle dolu... Bir çocuk için böyle bir yerde büyümek bir rüya gibi olmalı! Öyle mi İşte yanımızda bu soruya cevap verebilecek 'o çocuk' var; kuruluşu 200 yıl öncesine dayanan Cafer Erol Şekercisi'nin dördüncü kuşak temsilcisi Nurtekin Erol. Onun için bir nevi 'şeker kazanının içine düşmüş' diyebiliriz, zira işe henüz yedi yaşındayken başlamış.

SARAYIN 'HELVAHANESİ'NDE BAŞLIYOR

Kendi hikâyesinden önce işin hikâyesini dinlemeliyiz… Sene 1700'ler… Nurtekin Bey, "Cafer Erol Ailesi'nin esas kökeni Kastamonu'nun Taşköprü ilçesi" diye başlıyor anlatmaya: "Kastamonulular hep sarayın mutfağındaki tatlıların yapıldığı en has 'Helva ve Şekerhane'lerde işe alınmışlar. İlk gelenler daha sonra kendi akrabalarını getirmişler. Dedemin babası Cafer (Erol) Usta da uzun yıllar sarayda çalıştıktan sonra oğlu Mehmet ile o dönem şehrin kalbi olan Eminönü'nde 1807 senesinde bir şekerci dükkânı açmış."

Haberin Devamı

AKİDE, LOKUM, BADEM EZMESİ

Baba-oğul burada, sarayda öğrendikleri tariflerle lokumlar, helvalar, badem ezmeleri, reçeller, baklavalar, sütlü tatlılar yapıyorlar. Erol, "O zaman çikolata yok. Lokumlar da çok çeşitli değil; damla sakızlı, güllü ve portakallı var. Badem ezmeleri için bademler haşlanıyor, kabuğu çıkarılıp kurutuluyor, eziliyor. Sonra havanda dövülüp balla şekerlendiriliyor. Lokum deseniz o zaman nişasta olmadığından unla yapılıyor. Kürekle karıştırılıyor. Ambalaj yok. Dükkânın arkasında yaptıkları ürünler mendillerin içinde verilip satılıyor. Özellikle ramazanda reçelleri yetiştiremezlermiş."

ZOR USTALARDAN DERSLER... ŞEKER ÇUVALLARINDA UYKU

Güzel günler Birinci Dünya Savaşı'na kadar sürüyor… Savaş ekonomisinde üretim yapacak malzeme yok, alıcılarda da para yok… Üstüne bir İstanbul yangınında dükkânları yanınca baba-oğul memlekete, Kastamonu'ya dönüyor. Çiftçilik ve hayvancılıkla uğraşıyorlar. Sene 1940'lar olduğunda Cafer Usta'nın torunu Cafer, çalışmak için yeniden İstanbul'un yolunu tutuyor. Henüz 12 yaşında, kendi babasından öğrendiği bilgilerle Tahtakale'de şekerci ve helvacılarda çalışıyor. Hayat kolay olmuyor… Nurtekin Bey anlatıyor: "Yanında çalıştığı maharetli ustalar, gençler işi öğrenmesin diye muazzam baskı yaparmış. Şimdiki gibi evler, oteller de yok, dükkânın arkasındaki şeker çuvallarında uyumuş. Çok büyük sıkıntılar çekmiş."

Haberin Devamı


SENE 1900

'ALTIN KANAAT ŞEKERCİSİ'

Nihayetinde, 18 yaşına geldiğinde 'mutfak sanatı' onda, sermayesi başkasında, üç ortakla Eminönü, Beyoğlu ve Kadıköy'de üç dükkân kuruyorlar. Bir süre bu şekilde devam ettikten sonra ortaklık bozuluyor. Cafer Bey, Kadıköy'deki dükkânı alarak yoluna kendi devam ediyor. Tarihi çarşı içinde tarihi bir bina… Dükkânın adı, içeride altın dolu bir çantayı unutup sonra geri gelen bir kadın müşteriden esinle 'Altın Kanaat Şekercisi' oluyor. Bize bu hikâyeyi anlatan Nurtekin Erol, 1949 senesinde ailenin dört çocuğundan ilki olarak Moda'da dünyaya geliyor. Nurtekin Bey, "Kadıköy o zamanlar daha çok ekalliyetin yani Rumların, Ermenilerin ve Yahudilerin yaşadığı bir muhitti. Çok güzel komşuluk ilişkilerimiz vardı" diye anlatıyor: "Hem sanatkârlardı hem şehir hayatına bizden daha adapte olduklarından ticaret hayatında onlardan çok şey öğrenirdik. Dükkânlarını hep çok şık ve bakımlı tutarlardı."

Haberin Devamı


SENE 2002 Çocuklarıyla...

GELENEKSEL VAZGEÇİLMEZ

Makaron, trileçe, soğuk baklava, San Sebastian Cheesecake ve en son Dubai çikolatası. Modası hiç geçmeyen en kalıcı tatlılar neler Erol, "Biz de Dubai çikolatası yaptık ama şimdi eski havası yok. Günün sonunda halkımız gelenekselden vazgeçmiyor" diyor: "Eski tadı bilenler için vazgeçilmezler akide şekeri, badem ezmesi, fıstık ezmesi ve reçeller. Hepsi çocuklarımız gibi olduğundan hepsini ayrı seviyorum, ayrım yapamam (gülüyor)! Yabancılar gofret ve lokum seviyor. Akide şekeri alıyorlar. Sosyal medyada gördüklerinden bizden daha iyi çeşit biliyorlar. Bazen istek üzerine yeni şeyler de deniyoruz. Çinli bir gurmenin isteğiyle acı biberli lokum yaptık. Biz klasik seviyoruz ama yeni nesil farklılık istiyor. Evvelden cevizliden başka baklava olmazdı. Sonradan Anteplilerin girişimiyle fıstıklı baklava çıktı. Çikolata 1965'lerden sonra çıktı. İlk çıktığında çok pahalıydı."

Haberin Devamı

USTALAR 'PATRON ÇOCUĞU' DİYE BAKMAZDI

Ailenin ilk çocuğu olarak yedi yaşından itibaren dükkâna geliyor: "Ustalar sizi 'patron çocuğu' olarak görmezdi; beraber temizlikse temizlik, indir, kaldır, taşı… Bir ramazanda işler yetişmeyince babam beni okuldan aldı. Ortaokul ikinci sınıfa kadar okudum. Hem imalathanede hem tezgâhta çalıştım. Gözlemleyerek öğrendim. Babam bana karşı kendi ustaları gibi sertti. Akide şekerini elle işliyoruz. Makine gibi işlediğim halde 'Olmadı' deyince ağladığımı bilirim. Babam, 'Daha iyi yapsın diye öyle diyorum' demiş. Oysa bence bu yöntem yanlış. Ben kendi çocuklarımı bildiklerimi anlatarak yetiştirmeye gayret ettim."

Haberin Devamı


SENE 1900

BAYRAM YOKTUR AMA MUTLULUK VARDIR

Böyle anlatınca… Şekerci dükkânındaki çocukluk pek de büyülü değil miydi Nurtekin Bey gülerek, "Ben işi çok sevdim" diyor: "Çok yorucudur, ne bayramı vardır ne tatili... Sosyal hayatı unutacaksınız ama işten öyle bir elektrik aldım ki… Ticaret hayatında daha çok para kazanılacak sektörler var ama o para bize mutluluk vermiyor. Allah bereket versin, bir şeyler kazanıyoruz ama asıl ürettiğiniz bir şeyin karşıdakini mutlu etmesi, 'Çok güzel yapılmış' demesi, dönüp teşekkür etmesi beni mutlu ediyor. Burası ben çocukken de büyülü bir dünyaydı. O zamanlar şeker bugünkünden de kıymetliydi. İnsanları mutlu ediyor, bende de mutlu oluyorum."

ŞEKERCİ DÜKKÂNINDA BİR GÜN

Tepsilerde baklavalar, helvalar… Kavanozlarda şekerler, lokumlar, badem ezmeleri... Şekerci dükkânında neler yapılır Erol: "Eskiden dev bakır kazanlarda karıştırılırdı. Şimdi modernize oldu ama bakırın tadını hiçbir şey vermiyor. Güllü lokumlar için çocukluğumda gülleri Beykoz'daki bir köyden, sabahları erkenden, kırağı düşmeden alırdık. Isparta, 1960'lardan sonra 'gül diyarı' oldu. Onu şekerle yatırır, bir ay bekletirsiniz. Portakalı da kabuğunu rendeleyip şekerin içine yatırırız. Bir ay harman olup lokumun içine atılır. Damla sakızı Sakız Adası'ndan, fındık Giresun, fıstık Nizip'ten gelir." Anlatırken bile insanın canı çekiyor. İçinde çalışırken nasıldı Nurtekin Bey gülerek, "Şu an 70 yaşındayım. Evde tatlı yediğimde hanım 'Bıkmadın mı' diye takılır. Yok, bıkmıyorum. Severek yiyip severek yapınca ürünler de güzel oluyor."