Çocukluğu sokaklarında Yeşilçam filmlerinin çekildiği Cihangir'de geçiyor. Evde dayısı Salah Birsel'in yazar arkadaşlarıyla, kütüphanesinde sinema dergileriyle haşır neşir oluyor. Bir yandan resim bir yandan müzik yapıyor. Tutkuları arasında bir seçim yapmadan hepsiyle bir hayat yolu yürüyor; "Serkeş bir 'vagabond' olmaya çalıştım!" diyor. Yazar, müzisyen, yönetmen, ressam Mehmet Güreli ile beraberiz...
1-Mehmet Güreli sanatın her alanında var olan bir isim; edebiyat, müzik, sinema, resim... Kariyerinin ne zaman başladığını tespit etmek çok zor. Hangi dal ile başlayıp nasıl devam ettiğinin takibi de bir bulmaca gibi, zira hep çok yönlü olmuş. Bizim kapısını çalma vesilemiz en güncel etkinliği; dün Teşvikiye'deki 'Patan Art Gallery'de açılan yeni sergisi: 'Belki De Bir Düş.' Onu sergi öncesi, evde galerinin kurucusu Elif Patan ile resim seçerken buluyoruz. Patan, "Güreli resimleri için 'Film karesi gibi' derler hep ama aslında tuvalin başına geçene kadar ne çizeceğini bilmez, eserler serbest çağrışımla gelir" diyor. Güreli espriyle, "Çekemediği filmlerin resimleri derler!" diye araya giriyor: "Düş nerede başlıyor, nerede bitiyor bilmiyoruz. Çevremizdeki insanlar, dostlar, okuduğunuz kitaplar, izlediğiniz filmler... Hayat bir kurgu değil; karşılaştığımız ve temas ettiğimiz her şey bir hikâyeye dönüşüyor." Kapı aralanıyor ve Güreli'nin hikâyesine en baştan adım atıyoruz...
Haberin DevamıMehmet Güreli'nin 'Belki De Bir Düş' isimli kişisel sergisi
26 Eylül–16 Ekim 2026 tarihleri arasında Patan Art Gallery'de.
Mehmet Güreli, Sümerbank'ta çalışan bir anne ile ticaret yapan bir babanın iki çocuğundan biri olarak 1949 yılında dünyaya geliyor. Aile, Tünel'de oturuyor. İki yaşındaki Mehmet, D vitamini eksikliği sebebiyle raşitizm hastalığına yakalanınca yürüme zorluğu çekiyor. Bunun üzerine aile, anneanne ve yazar dayı Salah Birsel ile hep beraber Cihangir'de başka bir daireye taşınıyor. Güneşe kavuşan Mehmet Güreli iyileşiyor. Bu yeni semt ve evde büyük bir zenginliğe kavuşuyor: "Dayım Salah Birsel'in eve bir sürü arkadaşı gelir giderdi; Sait Faikler, Oktay Akballar, Behçet Necatigiller..."
2-SALAH BİRSEL'İN KÜTÜPHANESİ
Ünlü misafirler dışında evde kalıcı bir hazine de var; dayısının kütüphanesi... Güreli, "Anneannem okuma bilir ama yazma bilmezdi. Bana beş yaşımda okumayı öğretmişti" diye anlatıyor: "Sinemaya çok merak sarmıştım. Ailece sinemaya ve tiyatroya gidilirdi. Dayımın kütüphanesinde sinema dergilerini karıştırırdım. Bütün yönetmenleri not ettiğim defterim vardı. 11 yaşımda Kirk Douglas'a mektup yazmıştım. Universal Stüdyoları'ndan Douglas'ın imzalı resmi gelmişti. Bütün mahalle yıkılmıştı! Cihangir'in de güzel zamanlarıydı. Geceleri dar sokaklarda Yeşilçam filmleri çekilirdi. Bütün semt bir plato gibiydi. Göksel Arsoylar, Nilüfer Aydanlar... Orhan Günşiray'ı hatırlıyorum; kapımızın önünde oturmuş çocuklarla sohbet ediyor... Bütün Cihangir, film ekibiyle sokaklarda oturur her şeyle ilgilenirdi."
Haberin Devamı3-HAYATIMIN İLK 10 YILINI 50 YIL GİBİ YAŞADIM
Tek ilgi alanı sinema değil... Güreli, "Çocukluğum uzadı. Herkesin 10 yılını ben 50 yıl gibi yaşadım!" diye gülerek devam ediyor: "Ağabeyim resimler yapardı, çok iyi çizgi roman çizerdi. Ben de karikatürler yapardım ama pek göstermezdim. Bir gün odamda tempo tutarken içeri Salah girdi ve 'Senin ritme çok yatkınlığın var' dedi. Bunun üzerine annem taksitle bana bir gitar aldı. Bir de hoca geldi ama onunla sadece bir ders yapabildik çünkü ücreti çoktu. Gitarı ben 10-12 yaşımda kendi kendime öğrendim. Bir yandan yazılar yazıyordum, Salah onları okuyup düzeltmeler yapıyordu. Yıllar sonra onun editörü oldum!"
Haberin Devamı4-BEATLES ÇIKTI VE OKUL HAYATIM DAĞILDI
Eğitim hayatı o lise birinci sınıftayken gerçekleşen bir olayla sekteye uğruyor: "Beatles çıktı ve ben dağıldım! Avusturya Lisesi'nden ayrılıp iki ayrı liseye devam ettim. Ağırlıklı ilgim müzikteydi. Ardından İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü'ne girdim. Ancak orada da çok sıkıldım çünkü ben zaten 15 yaşımda Platonları, Nietzcheleri okumuştum. Hocalar asistan olarak kalmamı istiyorlardı. Kalsaydım bugün karşınıza gözlüklü profesör Mehmet Bey olarak çıkacak, daha ağır olmam gerekecekti (gülüyor). Bunun yerine hayatta 'serkeş bir vagabond' olmaya çalıştım; istediğim filmi ve şarkıyı yapayım, sahneye çıkayım, hikâyeler yazayım, kitaplar yazayım..."
Haberin DevamıZeynep Bilgehan – Mehmet Güreli
5-BİR YANDA MÜZİK BİR YANDA GAZETE
Üniversiteyi ikinci sınıfta bırakıyor. Film okumak için Almanya'ya gidiyor ama bir kaza sonrası Türkiye'ye dönüyor: "Grubum vardı. Kings ve Beatles uzmanıydım. Solist olarak hepsini kendi seslerinde söylüyordum. 20 yaşımda Neşet Ruacan'la stüdyoya girdim. İlk 45'liğim Mephisto takma adıyla çıktı. TRT'de radyo programlarında çalınıyordu. Bir yandan Hürriyet Gazetesi'nde Dış Haberler Servisi'nde çalışıyordum."
6-BABAMI FİLMİMİN YAYINLANDIĞI GÜN KAYBETTİM
Güreli, bir yandan film çalışmalarına da devam ediyor: "İlk filmimin montajını yaparken param bitti. Hürriyet'ten destek istedim. Beş maaşımı önden alıp filmi tamamladım. İlk filmim Vapurlar'dı. Film çıktıktan sonra Atilla Dorsay benimle röportaj yaptı; yer yerinden oynadı. Film İstanbul Film Festivali'ne davet edildi. İlk gösterimde millet bilet bulamadı, sokakta kaldı!" Hayatının kırılma noktalarından biri de maalesef bu dönemde olmuş: "Babam filmin gösterildiği gün heyecandan hayatını kaybetti. Sabah evden çıkarken 'Aslanım benim, başarılar sana!' dedi. Akşam hastaneydi. Babamın vefatından sonra annemle ilgilenmek için işi bıraktım. Hürriyet'te 11 yıl çalışmıştım. Babam ölmeseydi daha kalırdım."

17