Köşe yazısı, Yalçın Tura'nın oğlu Hasan Niyazi Tura'nın müzik kariyerini anlatarak, geleneksel baskı ile bireysel seçim arasındaki çatışmayı ortaya koyuyor. Yazar, İDSO şefinin babasının muhalefetine karşın besteciliğe yönelmesini, sanat ve aile beklentileri arasındaki çözülemez gerginliğin örneği olarak sunuyor. Peki, babadan aldığı 'Yalçın Tura'yı taklit etme' şartı, özgürlük mü yoksa başka bir tür kontrol mü?
Kelimelerden önce senfoni notaları okuyor. İlk bestelerini beş yaşında yapıyor. Yedi yaşında kemanla ilk konserini vererek müzik kariyerine başlıyor. Konservatuvardan önce bir başka okulun, zorlu bir dehanın öğrencisi oluyor; Türk müziğinin en önemli bestecilerinden babası Yalçın Tura'nın... İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) Şefi Hasan Niyazi Tura ile eski albümleri karıştırdık.
1- Hasan Niyazi Tura, pek çok şapkası olan bir isim; besteci, keman sanatçısı, orkestra şefi... Bu söyleşi için onu İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) Şefi unvanıyla bir konser öncesi yakalıyorum. Tura, 2018 yılından beri bu görevi yürütüyor. Hâlâ her konser öncesi heyecanlandığını söylüyor. Oysa o müziğin içine doğmuş bir isim! Tura, 1982 yılında Türk müziğinin en önemli bestecilerinden Yalçın Tura ile eşi Sabahat Hanım'ın üç çocuğundan en küçüğü olarak İstanbul'da dünyaya geliyor. Söze, "Benim hiç çocukluk hayalim yokmuş. Şimdi kendi çocuklarım olunca bunu anladım" diye gülerek başlıyor: "İşe annemin karnında başlamışım. Aklım ermeye başladıktan itibaren hayatımda hep notalar oldu. Babamın çalışma odası evin merkezindeydi. Evde hep müzik dinlenirdi. O yörüngeye bir kere girdikten sonra da çıkamıyorsun!"
Haberin DevamıHasan Niyazi Tura - Zeynep Bilgehan (Fotoğraf: Murat ŞAKA)
FİKİRLER KELİMLERLE DEĞİLSESLERLE GELİYOR
Tura, okuma yazmadan önce nota okuyup yazmayı öğreniyor. İlk bestesini beş yaşındayken bir çocuk şarkısıyla yapıyor. Beş yaşında bir çocuk nasıl beste yapabilir Tura, "İç duyuş" diye yanıtlıyor: "Çocukken de kafamda bir takım sesler duyuyordum. Aklıma fikirler kelimelerle değil seslerle geliyor. Küçük bir çekirdekten alıp kurgulamak benim kafamda psikolojik rahatsızlık derecesinde gelişmiştir (gülüyor)! " Bu merakı bir gün çalan bir senfoniyle ilgili yorum yapınca babasının da dikkatini çekiyor. Yedi yaşına geldiğinde oyuncak mandolinin yerine gerçek bir keman sahibi oluyor. Babası ona temel bilgileri anlatıyor ama o dönem asıl destekçisi onu solfej derslerine götüren annesi oluyor.
SENE 1987 -Yalçın Bey oğlunun kemanını akort ediyor...
2- EVDE 'TURABESK' DİNLERDİK
Konservatuvar sınavını kazanınca işler ciddileşiyor. Paşakapısı İlkokulu'na devam ederken yarı zamanlı Konservatuvara gidiyor. Keman sanatçısı Gönül Gökdoğan'ın öğrencisi oluyor. Asıl sıkı eğitimse evde... Tura, "Sürekli keman gündemi neredeyse bir travmaydı" diye gülerek anlatıyor: "Ben sekiz yaşındayken eve yazıcı alınmıştı. Babam deneme sayfası basacaktı. Boş sayfaya rastgele kelimeler yazmasını beklersiniz ama o 'Hasan keman çalış" yazdı! Odamda keman çalışırken salondan 'Si bemol! Yanlış çalıyorsun' diye seslenirdi." Evde neler dinlenirdi Tura: "Klasik ve tabii babamın Türk müziği besteleri yani 'Turabesk.' Çocukluğum popüler tabirle: 'Prime Yalçın Tura' zamanında geçti; Aşk-ı Memnu, Denizin Kanı, Aliş ile Zeynep..."
Haberin DevamıSENE 1990 - TRT İstanbul stüdyolarında konser, piyanoda Yalçın Tura
3- BABAM 'KEMACISIN SEN KEMANCI KAL' DİYORDU
Ortaokuldan itibaren tam zamanlı müzik eğitimi başlıyor. 1993 senesinde Mimar Sinan Üniversitesi Konservatuvarı'na giriyor. İlk iki sene okula adapte olmakta zorlanıyor, zira evdeki Turabesk müfredatıyla okuldan istenenler bazen birbiriyle çarpışıyor: "Babam Mendelson Senfonisi'ni çıkarıp 'Al bunu da çalış' derdi, Gönül Hanım 'Çocuğa bunları niye çalıştırıyorsun' diye kızardı (gülüyor)." Liseye geçerken dersleri toparlıyor ama bu sefer de başka bir çatışma konusu ortaya çıkıyor. Genç Tura'nın gönlü çocukluktan beri bestecilikte. Baba Tura'nın ise onun için başka planları var: "Babam Cem Karaca'nın şarkısındaki gibi 'Sen kemancısın, kemancı kal!' diyordu. Bir yazı Fransa'da bir okulda, diğer yazı Avusturya'daki Mozarteum'da geçirdim. Hayali profesyonel keman sanatçısı olup konserlerde Yalçın Tura eserleri çalmamdı. Bana 'Besteyi 40 yaşından sonra da yaparsın' diyordu."
Haberin Devamı4- GÖNLÜ BESTECİLİKTE OLUNCA
Ancak Tura için de içindeki bestecilik aşkı dizginlenemez boyuttaydı. 18 yaşında isyan bayrağını açıyor ve üniversitedeki hocası ve ünlü bestecilerimizden Hasan Uçarsu ile gayri resmi kompozisyon eğitimi almaya başlıyor. Baba Tura'nın bu işi kabullenmesi bir sürprizle oluyor: "Mezuniyet senemde Hasan Uçarsu ile Kültür Bakanlığı'nın Ulusal Beste Yarışması'na başvurduk. İsimler gizliydi. Jüride Yalçın Tura da vardı. Bu yarışmada birinci oldum. O zaman 'Jüri üyelerinin yakınları başvuramaz' diye bir şart yoktu... Neticede bu birincilikten sonra beni kabullendi ama bir şartla; 'Yalçın Tura'yı taklit etmeyeceksin. Kendi tarzını bulacaksın.' Sonra hem en büyük eleştirmenim hem yol göstericim oldu."
Haberin DevamıSENE 2025 - Enescu Festivali'nde
5-YILDIZ İSİMLERLE ÇALIŞMALAR
Resmiyette keman sanatçısı, gayri resmiyette ödüllü besteci olarak 2003'te okuldan mezun oldu. Bir süre İTÜ'de Cihat Aşkın ile çalıştıktan sonra yolu ünlü şefimiz Gürer Aykal ile kesişti. Aykal, Tura'nın bir partisyonunu gördükten sonra ona 'orkestra şefliği' yolunu açıyor. Cemal Reşit Rey Keman Konçertosu'nda sergilediği performansla dikkat çekiyor, ünlü orkestra şefimiz Rengim Gökmen'in teklifiyle Hacettepe Üniversitesi'nde Orkestra Şefliği Bölümü'nde Gökmen'in öğrencisi oluyor. Bu sırada sınavını kazanarak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası'na (CSO) keman sanatçısı olarak giriyor. Burada 11 senenin ardından 2018 yılında İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) Şefi olarak atanıyor.

5