İsa Çelik o ünlü fotoğrafın hikâyesini anlattı... Âşık Veysel'i tek kare çektim çok sevildi

Toroslar'ın pastoral coğrafyasında büyüyor; dağ köylerinin beyaz badanalı duvarları, kayalara kazınmış yazılar... Resim yaptığı için sürekli azarlanınca hayallerini gözleriyle gökyüzüne çiziyor. Güzel Sanatlar okumak istese de yolu iktisat eğitiminden geçiyor. 1960'lı yıllarda Ziraat Bankası'nın reklam servisinde çalışırken yaptığı Aşık Veysel'li afiş ve görsellerle, Aziz Nesin ve Yaşar Kemal eserleri için yaptığı kitap kapaklarıyla tanınıyor. Fotoğrafı 'çekilen' değil yapılan bir sanat olarak gören İsa Çelik ile beraberiz.

1-GALATA'da, içi türlü çeşit objeyle dolu, adeta müzeyi andıran bir dairedeyiz; 1800'lerden kalma tuhaf fotoğraf makineleri, maskeler, Anadolu topraklarından getirilmiş fosiller, resimler, grafik tasarımlar... Evin sahibi çok yönlü bir isim; fotoğraf sanatçısı, grafik tasarımcısı, ressam İsa Çelik. Sanatın neredeyse her alanında üretim yapan bir isim. Çelik'in resme merakı çok küçük yaşta başlamış. Hikâyesini dinlemek üzere Galata'dan 1940'lı yıllara ışınlanıyoruz... İsa Çelik 1944 yılında Mersin'in dağ kasabalarından, Torosların tepesindeki Gülnar ilçesinde doğuyor. Babası Ziraat Bankası'nda odacılık yapıyor. Annesi ev hanımı. Çelik, dört kardeşin en büyüğü.

BÜYÜLÜ COĞRAFYADA ÇOCUKLUK

Çocukluğu büyülü bir coğrafyada geçiyor. Çelik, "Bizim köyden bakınca Kıbrıs'ı görürsün" diye anlatıyor: "Daha çok yavruyken annem, babam beni eşeğe bağlayıp köye gönderirlerdi. Kayalıklara koşardım; inlerin içinde eski zamandan kalma yazılar, çizimler olurdu. Parmağımla onların üstünden geçerdim. En basit tadilat işi sırasında bile nereye el atsanız gümüş sikkeler çıkardı. Biz çocuklara oynayalım diye verirlerdi."

Haberin Devamı

İLK TUVALİ: EVİN BEYAZ DUVARLARI

Gördüğü güzellikleri evin beyaz kireçten yapılma badanası üzerinde sanata dönüştürme teşebbüsleri ne yazık ki hüsranla sonuçlanıyor: "Küçük kalemlerle duvarlara resim yapardım. Anam babam süpürge sapıyla peşimden kovalıyordu. Dayak yemekten bıkınca kendime başka tuval aradım. Biz yerde yemek yerdik ama evde ufak bir masa vardı. Onun altına resimler yaptım. Orası da keşfedilince parmaklarımla dizimin üstüne resimler yaptım. Buna da yasak gelince gökyüzüne bakıp gözlerimle resimler çizmeye başladım. Bu sefer de 'Bu çocuk cinlere, erenlere mi karıştı' diye beni önce hocalara, o da işe yaramayınca doktorlara götürdüler (gülüyor)."

2-YA OKUYACAK YA 'SERSERİ' OLACAK

İlkokulda öğretmeni, Çelik'teki cevheri görüyor; ona hava durumu çizelgelerini yapma görevi veriyor. Çelik duvar gazetesi çıkarmaya başlıyor: "Bu fikir nereden geldi bilmiyorum. Annemin okuma yazması yoktu. Babam da ancak ilkokul üçüncü sınıfa kadar okumuş." Derken bir haber geliyor; Ziraat Bankası iyi not alan çocukları bursla Ankara Koleji'nde okutacak... Çelik'in önüne iki seçenek çıkıyor; ya bursu kazanıp okuyacak ya da kendi deyimiyle 'serseri' olacak. Seçimini yapıyor: Okulu birincilikle bitiriyor. Bursu bir o bir de banka müdürünün oğlu kazanıyor.

Haberin Devamı

3-FİSTİRİFİLLOV GAZETESİ YÖNETMENİ

Ankara Koleji'nde yine bir duvar gazetesi çıkarıyor: FİSTİRİFİLLOV. Ancak 'Sırat Köprüsü'nde Yolsuzluk' manşeti sebebiyle okuldaki ilk fırçasını da yiyor. Henüz 12 yaşında... Hazırlık ve orta birinci sınıfı Ankara'da bitirdikten sonra banka daha uyumlu olacağı düşüncesiyle onu önce Antalya'ya, oradan Ankara'daki Kurtuluş Lisesi'ne yolluyor. Çelik, lise eğitimini en son Adana Erkek Lisesi'nde tamamlayabiliyor.

4-BANKANIN RESSAMI UYARI YAZISINI GÖRÜNCE...

Üniversite için gönlü Güzel Sanatlar Akademisi'nde... Ancak banka bursuyla okumuş, bankaya da iktisatçı lazım. Mecbur İktisadi Ticari İlimler Akademisi'ne kaydoluyor. Bir yandan Ziraat Bankası'nın Muhaberat Bölümü'nde çalışıyor. Kargoları dağıtırken koridordan geçenlerin resimlerini yapıyor. Bir gün: "Benden kapıya asmak üzere bir 'Lütfen Kapıyı Kapatınız' yazısı istediler. Bankanın ressamı yazıyı görünce durakladı. Gitti, geri geldi ve beni reklam servisine aldı."

Haberin Devamı

5-KÖYLERE AFİŞ HAZIRLARKEN...

Çelik, "Orada herkes ressamdı. Bense kargadan başka kuş bilmeyen bir adamdım" diye devam ediyor: "Bir gün köylere dağıtılmak üzere afişler yapılacağı haberi geldi. Müdür Bey'e bir öneri sundum; bütün Anadolu köyleri türkü sever. Anadolu'da da Âşık Veysel sevilir. Acaba onunla anlaşsak, Sami Güner de bize köy resimleri getirse... Önerim kabul oldu. Köy afişlerimizi Âşık Veysel'in şiirleriyle basalım dedim. Sami Güner'in köy fotoğraflarıyla basıldı. Âşık Veysel'in çok bilinen bir fotoğrafım vardır, çok sevilen bu fotoğrafı da bu arada tek kare olarak çekmiştim."

NE MUCİZE BİR ŞEY BU

6-Fotoğrafa ne zaman başlamış Yanıtı: "Bir gün babam, anama 'Çocukların saçını tara eve resimci gelecek' dedi. Çok şaşırdım; resimleri için neden hazırlık yapılıyordu Fotoğraf makinesini ilk o zaman gördüm. Ne mucize bir şey bu!' demiştim. Kolejde ucuz bir fotoğraf makinesi aldım. Sonra bankada bir fotoğraf makinesi aldık. Bir filmle 12 poz çekilirdi. İlkiyle Âşık Veysel'i çektim. Çektiğim doğa resimleri bankanın ajandasında basıldı."