'Hayalet Ağ' avcısı Serço Ekşiyan: Denizin altı panayır gibi

Bir zamanların sürgün yeri, günümüzün kısa bir deniz yolculuğuyla ulaşılan İstanbul'un ilk sayfiye merkezlerinden Adalar'dayız... Sokaklar, sahiller dolu... Peki kıyılarda denizin altında neler oluyor 53 yıldır Marmara'nın derinliklerine dalan, 'Hayalet Ağ Avcısı' olarak tanınan ada sakini Serço Ekşiyan ile buluştuk; hem çocukluğunun Adalar'ını konuştuk hem de mercanlardan ıstakozlara sualtındaki görünmeyen dünyaya yolculuk yaptık.

1-Şehirden kısacık bir deniz yolculuğuyla bir anda şirin bir sayfiye kasabasına ulaşmak... İstanbul'un mucizelerinden biri, buna imkân veren Prens Adaları olsa gerek! Bizans prenslerinin sürgün adası bugün kent hayatından soluk almak isteyenler için bir merkez. Kalabalık sebebiyle 'gönüllü sürgün' pek mümkün olmasa da hâlâ 'ada' ruhunu sürdürüyor. Büyükada İskelesi'nde bizi adanın eski sakinlerinden Serço Ekşiyan karşılıyor... Herkesin sahillere akın ettiği şu günlerde onunla hem Adalar'ın hikâyesini konuşmak hem de 53 yıldır daldığı Marmara'nın altında neler olduğunu öğrenmek için buluştuk.

Haberin Devamı

SENE 2024 - Büyükada Fotoğraf: Ateş Evirgen

ŞAPKACI ANNE, TÜCCAR BABA

Serço Ekşiyan çevrecilerin, sualtı fotoğrafçılarının ve deniz bilimcilerin tanıdığı bir isim. Yaptığı dalışlarla Marmara Denizi'nin 'balık köyleri'nin belgelenmesinden hayalet ağların temizlenmesine birçok çalışma yapıyor. Önce kendi hikâyesini dinleyelim... Ekşiyan, 1954 yılında Rum bir anne ile Ermeni bir babanın çocuğu olarak İstanbul'da doğuyor. Söze, "Osmanlı tebaası olarak doğmuş bir anne babanın Türkiye Cumhuriyeti evladı çocuğuyum" diye başlıyor: "Annem şapkacıydı. Beyoğlu'nda atölyesi vardı. Baba tarafım Kayseri, Talaslı. Dedemle kereste işi yaparlardı. Çocukluğum Şişli'de geçti. Yazları Tarabya'ya giderdik. Araba trafiği artıp ben dört, beş yaşlarımda denize koşarken ezilme tehlikesi atlatmaya başlayınca ailem Ada'ya gelmeye karar veriyor. 1958 yılından beri adadayız..."

SENE 2024 -Büyükada Fotoğraf: Ateş Evirgen

2-HOBİMİ İŞİM YAPTIM

Kışları Şişli'deler. Ekşiyan, okula dedesinin isteğiyle Feriköy'deki Ermeni İlkokulu'nda başlıyor: "Benim için zor oldu çünkü bir kelime bile Ermenice bilmiyordum. Babam Robert Kolejli'ydi. Evde Rumca ve Türkçe konuşulurdu. Ortaokuldan sonra özel Tarhan Koleji'ne gittim. Liseyi bitirirken ortalık karışmaya başladığı için ailem beni Atina'ya gönderdi. Bir yıl orada kaldım ama yaz gelip de martıların sesini duyunca özlem ağır bastı ve İstanbul'a döndüm. 20 ay askerlik yaptım. Sonra da Atina'ya gidip geldim. Ailemin durumu iyiydi. Bir çantayla biraz orada, biraz buradaydım... Vakit zenginiyim; hobimi işim yaptım; balık adam oldum (gülüyor)."

Haberin Devamı

Serço Ekşiyan – Zeynep Bilgehan

3-EL YAPIMI FENERLE DALARDIM

Hobisi, çocukluk yıllarında gelmeye başladıkları Ada'da âşık olduğu denizaltı: "İlk geldiğimiz yıllarda Büyükada'nın ucundaki evinde, Reşat Nuri Güntekin'in eşi Hadiye Hanım'ın kiracısıydık. Hayat denize inip, öğlen uykusuna yatıp, ormana gitmekten ibaretti. Denizin altını merak ediyordum. Sekiz, dokuz yaşlarımdayken bir maske edinip suyun dibini izlemeye giderdim. Deniz bereketliydi, ne ararsan vardı; ıstakoz avlar, yer, içer, evlere dağılırdık. Sonra paletle ve ikinci el bir dalış elbisesiyle dalmaya başladım. Taşların içindeki balıkları görebilmek için fenere ihtiyacım vardı ama o zamanlar hiçbir şey yoktu. Plastik sirke şişesinin içine bisiklet feneri koyarak kendi fenerimi yaptım. 1980'li yıllarda Özal gelip ithalat rejimini değiştirince her şey geldi..."

Haberin Devamı

4-KİKLALAR, HOROZBİNALAR, İŞKİNALAR

Sene 1976 olduğunda bir tüp sahibi oluyor: "Hurdaya çıkmış uçaklarda mevcut olan kompresörü Bedo Kılıçcan arkadaşımla dalış kompresörüne dönüştürdük. Hâlâ kullanıyorum! Tüp sahibi olunca denizin altında daha fazla kalabilir oldum." O zamanların deniz altında neler vardı, kimler yaşardı Ekşiyan: "O zamanlar denizin altı Maldivler gibiydi! Renkler, çeşitler... Her şeyden de çok vardı; şimdi artık olmayan güneş balıkları, kiklalar, kaya balıkları, horozbinalar... O kadar çok renk horozbina vardı ki... Şimdi tek çeşit kaldılar. Karagözler, vapur iskelesinin yanından 150-200 tane beraber gezerlerdi. Sığ yerlerde levrekler, işkinalar, kiklalar sahile gelirdi. Kışın göremezdiniz çünkü aşağı inerlerdi. Bir de göç eden balıklar vardı; istavrit, palamut, lüfer, uskumru... Onlar orta sularda gezer, kıyıya gelmezler."

Haberin Devamı

SENE 1985 - "Mikonos'ta işlettiğim dalış merkezi. O zamanlar Mikonos az kişinin bildiği bir adaydı..."

5-'BU MERCANLAR ABDÜLHAMİD'İ GÖRMÜŞTÜR'

Bugün hâlâ varlıklarını sürdüren en büyük güzelliklerinden biri mercanlarmış: "Aşağısı panayır gibiydi. Tarlalar halinde mercanlar vardı. Ağlar ve şehrin kirliliğinden etkilendiler ama hâlâ mevcutlar. İstanbul Üniversitesi Su Fakültesi'nden hocalar devamlı gözlem altında tutuyor. Mercanlar bitki değil, hayvandır; boy boy, dişi, erkek, üremeleri, sağlıkları kontrol edilir. Bir Akdeniz türü olan mercanlar cinslerine göre değişik derinliklerde yaşarlar; bazısı 30, bazısı 40 bazısı, 50 metrede. Sarı renkli 'Savalia savaglia' denen mercanları Türk Deniz Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof. Bayram Öztürk'e gösterdiğimde 'Bunlar Sultan Abdülhamit'i görmüşlerdir!' demişti. Onlar ne yazık ki müsilajda çok zarar gördüler."

Haberin Devamı