Batı Almanya'da bir madenci şehrinde, 'belalı' bir mahallede doğuyor. Lise yıllarında hip-hop ve grafiti kültürüyle tanışıyor. İlk sergisini evinde, 'underground' usulü açıyor. Üç günlük tatil için geldiği İstanbul evi oluyor. 25 yıldır Türkiye'de sanat alanındaki gelişmelere hem tanıklık ediyor hem katkı sağlıyor. Onun için 'evimizin küratörü' desek yeridir! Akademisyen, küratör, yazar Prof. Marcus Graf ile VakıfBank Kültür Yayınları'ndan çıkan "Batı'da ve Türkiye'de Sergicilik Tarihi-Kapsamlı Bir Analiz" vesilesiyle buluşup hem kendi hikâyesini dinledik hem de sanat tarihimizde bir yolculuk yaptık.
1- Kültürel mirasın korunması ve müzeciliğin tanıtılması amacıyla her yıl 18 Mayıs tüm dünyada 'Dünya Müzeler Günü' olarak kutlanıyor. Bu vesileyle Türkiye'nin kültür sanat evrenindeki duruma şöyle bir bakalım; Türkiye'de 217'si devlet, bunun iki katı kadarı, 401'i özel olmak üzere 636 müze, sayısı her geçen gün artan galeriler, 40. yılına yaklaşan İstanbul Bienali'ne ek olarak Çanakkale, Sinop, Mardin, Kapadokya gibi Anadolu'nun başka şehirlerinde de başlayan bienaller, sanat fuarları, uluslararası alanda başarılara imza atan Türk sanatçılarımız... Türkiye, sanatçı yetiştirme konusuna Cumhuriyet kurulduğundan beri önem veren bir ülke oldu. Ancak artık müzeleri, sergileri ve izleyicileriyle de iddialı... Bu gelişmelerin son 25 senesine tanıklık eden bir isimle beraberiz; akademisyen, küratör, yazar Prof. Marcus Graf... Sanat meraklıları onun ismini sergilerin küratörü, bienal ve fuarların sevilen, bitmez tükenmez enerjisi ve verdiği ilginç bilgilerle yaptığı rehberlikle tanır. Graf ile VakıfBank Kültür Yayınları'ndan çıkan "Batı'da ve Türkiye'de Sergicilik Tarihi -Kapsamlı Bir Analiz" vesileyle uzun yıllardır ders verdiği Yeditepe Üniversitesi'nde buluştuk. Almanya'da akademisyen olacakken üç günlük tatile geldiği Türkiye'de 25. yılını geride bırakan Graf, akıcı Türkçesiyle artık bizden biri gibi! Önce buralara yolunun nasıl düştüğünün hikâyesiyle başlayalım...
Haberin DevamıProf. Marcus Graf -Zeynep Bilgehan
2- SANATIN İÇİNE DOĞMADIM
Marcus Graf, 1974 yılında Almanya'nın büyük şehirlerinden Dortmund'a yakın bir işçi kenti olan Hamm'da maden işçisi bir baba ile emekçi bir annenin üç çocuğundan en küçüğü olarak dünyaya geliyor. Graf, "Çoğunlukla işçilerin ve göçmenlerin yaşadığı bir mahallede oturuyorduk. Etrafta kültür ve sanat çok yoktu. Dolayısıyla benim hayat hikâyem 'Sanatın içine doğdum, çocukluğumdan belliydi' diye başlamıyor' diye gülerek başlıyor söze: "Zor, sert bir mahalleydi. İşsizlik çoktu. Üniversite eğitimini tamamlayıp profesör olarak mahalleden ilk çıkan ben olabilirim... Bu yüzden sanata hiçbir zaman elitist bir pencereden bakmadım. Kültür sanat benim hayatımı sadece değiştirmedi, belki de kurtardı da..."
Haberin DevamıSENE 1998 -Almanya
3-HİP HOP VE GRAFİTİ
Sanata ilgisi 1980'li yıllarda Almanya'da yaygınlaşan hip-hop kültürü ve grafitilerle oluyor: "Annem ve babam İkinci Dünya Savaşı'nı bizzat yaşamışlardı. Onların imkânı olmadığından benim eğitimimi desteklediler. Onuncu sınıfta okulu bırakıp demirci ya da marangoz olmaya niyetlenmişken öğretmenlerim ve ağabeyim beni okula devam etmem için teşvik etti. Lisede görsel sanatlarla ilgilenmeye başladım. Benim için hiyerarşi değil; yaratıcılık, özgünlük ve özgürlük önemliydi. Bunun alanı da kültür ve sanat..."
SENE 1999 -Hildesheim Üniversitesi'nde sanat
4- PLANLAR ALMANYA DERKEN...
Liseden sonra sosyal hizmetler görevini bir gençlik sanat akademisinde geçiriyor. Ardından Hildesheim Üniversitesi Kültür Bilimi ve Estetik İletişimi Fakültesi'ne kaydoluyor. Yazları Berlin'de galerilerde çalışıyor ama 'sanat ve para' ilişkisi hoşuna gitmiyor. Müzelerin hiyerarşik yapısı da ona göre olmadığından 'akademik gelecek' düşünüyor... Ancak önce dünya çağdaş sanatının kalbinin attığı New York'a gidiyor. Planı; dönüşte İstanbul'da bir arkadaşıyla buluşup iki hafta Anadolu turu yapıp Almanya dönmek. Ancak...
Haberin DevamıSENE 1999 -Hamm'da babasının çalıştığı maden ocağında
5- İSTANBUL'DA EŞİM İÇİN KALDIM
Seyahat arkadaşı gelemiyor. Graf, İstanbul'da bir dil kursuna yazılıyor ve: "İlk dersin öğretmeni olarak içeri eşim girdi ve ben âşık oldum! Turist olarak geldim, sevgili eşim için kaldım. Sene 2001. İstanbul Bienali'nde bir süre çalıştım. Sonra bir süre Almanca öğretmenliği yaptım. Yüksek lisans tezimi bitirdikten sonra Stuttgart Sanat Akademisi'nde doktora programına kabul oldum. Yeditepe Üniversitesi'nde sergileme teknikleri ve sanat tarihi alanında öğretim görevlisi olunca maaşlı, SGK'lı bir işim oldu (gülüyor)!"
SENE 1996 -Kurduğu ilk sanat mekânı: 'Yapıda Sanat'
Haberin Devamı6- KÜRATÖR NEDİR BİLMİYORDUM
Graf, "2003'te sevgili eşimle evlendik. O sene Türkiye'deki küratörlük yolculuğum da başladı" diye devam ediyor: "Fındıklı'da Siemens Sanat kurulmuştu. O dönem genç güncel sanat için açılan ilk yerlerdendi. Burada dört sene çalıştım." İlk küratörlük tecrübesi de ilginçmiş: "1990'ların ortasında kendi evimde Kunst im Bau (Yapıda Sanat) adlı bir sanat mekânı açmıştım. Küratörlüğe başladığımda henüz 'küratör' kelimesini pek bilmiyordum. Sergi yapmak istiyordum. Üniversitede öğrencilerin ürettiği sanatın paylaşılması lazımdı. Paylaşılmayan bir sanat, bana göre kısıtlı sanattır. Onlar için bir sergi serisi tasarladım. Eski bir binada iki odalı bir evim vardı; 'Acaba evimi bu iş için kullanabilir miyim' diye düşündüm. Galerilerin olmadığı Doğu Almaya'da bu yapılıyordu. Bundan ilham alarak evde bir sergi açtım. Çok deneysel şeyler yapıyordum. Buna şimdi 'underground gallery' deniliyor."

10