Eleştirmen-yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün: Tiyatronun altın çağı 60'lardı
Eleştiri yalnızca beğenip beğenmemek değil, eserin sosyal ve estetik boyutlarını sorgulamaktır—peki sanat ortamında bu derinliği kaç eleştirmen gerçekten yapıyor?
Tiyatro eleştirmeni Dikmen Gürün, eleştirinin salt yargılama değil, bir eserin üretim koşullarını, sahne yansımalarını ve toplumsal bağlamını sorgulayan bir sorumluluk olduğunu savunuyor. Bu iddiasını elli yıllık akademik ve gazeteci deneyimiyle, Türk toplumunun eleştiriye yatkın olmadığını gözlemlediği gerçeğinden hareketle öne sürüyor. Peki, bir toplumun eleştiri kültürünü yükseltmek akademisyenlerin ve gazetecilerin sorumluluğu mudur, yoksa okur ve seyircinin zihniyet değişiminden mi başlamalı?
O, sahnenin önünde ya da arkasında değil tiyatronun düşüncesinde, kuramında ve ruhunda var olmayı seçti. Tiyatroeleştirmeni, akademisyen ve yazar Emeritus Profesör Dikmen Gürün ile buluştuk; çocukluk yıllarından başlayan sanat yolculuğunu, tiyatroya bakışını ve eleştirinin anlamını konuştuk. 'Bir Dönem Üstünden Türk Tiyatrosunu Eleştirilerle Okumak' başlıklı son kitabı bu hafta yayınlanan Gürün, "Eleştiri yalnızca yermek, yargılamak değildir" diyor.
KARŞIMDA tablo gibi bir hanım oturuyor. Hemen arkasında da gerçekten yapılmış tablosu asılı; hem de kültür dünyamızın en önemli isimlerinden ilk kadın opera sanatçımız Semiha Berksoy tarafından yapılmış bir portre. Geçen hafta 'Emeritus' unvanı alan tiyatro eleştirmeni, yazar, akademisyen Prof. Dr. Dikmen Gürün ile beraberiz... İlk soru: Semiha Berksoy tarafından yapılmış bir portresinin olması nasıl bir duygudur Gürün, "Çok mutluluk vermenin ötesinde bir onur benim için" diye yanıtlıyor: "Bir de büyük boy bir portremi yapmıştı. O şu an İstanbul Modern'deki 'Semiha Berksoy Tüm Renklerin Aryası' sergisinde... Semiha Hanım ile sevgi ve saygı çerçevesi içinde çok güzel bir ilişkimiz vardı. Onun hayatını yazdım. Yakından tanıdıkça kendisine hayranlığım arttı. Semiha Hanım'ın sevgili kızı Zeliha Berksoy ile aramızdan su sızmazdı. Şimdi de öyledir dostluğumuz. Semiha Hanım'ı, gençlik günlerini sanat hayranı olan annem ve babamdan çok dinlemiştim."
Haberin Devamı
Dikmen Gürün - Zeynep Bilgehan
MARAŞLI TOPRAK AĞASININ TORUNU
Gürün'ün kültür sanat merakı ne zaman, nasıl başlamış Eski albümleri açıyoruz.... Dikmen Gürün, 1942 yılında Maraşlı tıp doktoru bir baba Halil Gürün ile Midilli'den İstanbul'a göç etmiş bir ailenin kızı olan Nihal Hanım'ın tek çocuğu olarak dünyaya geliyor. Aile hikâyeleri: "Baba tarafından dedem Maraş'ta bir toprak ağası. Babamlar dokuz kardeş. Babaları bütün çocukları okutuyor. Babam Gülhane Askeri Tıp Akademisi'nden (GATA) mezun oluyor. Annemin babası Cemil Güzey ise ağır ceza reisi. Büyük teyzemin kızı Beyhan Nil Tipi ilk kadın hâkim. Annem döneminin meşhur Bursa Kız Lisesi'nden mezun olmuş. Edebiyat tarafı çok kuvvetliydi, çok iyi kanun çalardı ve iyi tenis oynardı."
AFGANİSTAN YILLARI
Gürün, ilkokul birinci sınıfı bitirene kadar aile İstanbul'da oturuyor. Daha sonra babasının aldığı bir teklifle ailece Afganistan'a gidiyorlar. Çocukluğunun beş yılı Kabil'de geçiyor. Gürün: "Afganistan'da Zahir Şah dönemiydi. Krallıktı. Bir Türk kolonisi vardı ve ben Türk Sefareti içindeki okula gidiyordum. Hemen her ülkeden koloniler olduğunu biliyorum. Mesela babam Kabil Tıp Fakültesi'nde bir Fransız meslektaşıyla çalışıyordu. Bizim evimize yakın bir Amerikan Kulübü vardı. İnsanlar, hele de kadınlar görece özgürdü. 1948-1952 yılları arasında çok yer gezdik; Hindistan, Pakistan, İran... Afganistan'da, Bamyan'da âşık olduğum Buda heykelleri vardı. Yıllar sonra televizyonda Taliban'ın onları nasıl yok ettiğini görünce ağladım... Müthiş bir yerdi Bamyan. Şimdi de burnumun direği sızlar düşündükçe."
Haberin Devamı
Yaş 18
BENDE KIVILCIMI BABAM YAKTI
Beş yılın ardından aile İstanbul'a dönüyor. Gürün ortaokulu Kadıköy'de bitirdikten sonra yatılı olarak Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ne (Bugünün Robert Koleji) giriyor. Üniversite eğitimi için Amerika'ya gidip tiyatro okumak istiyor. Neden tiyatro Gürün, "Her fırsatta annem ve babamla konserlere, operaya, tiyatroya giderdik " diye anlatıyor: "Tiyatro dönüşlerinde de babamla karşılıklı oturur ve oyunlar üzerine konuşurduk. Eleştiri kıvılcımını bende babam yaktı. Kolejde okurken de hiç oyunlarda rol almayı düşünmedim. İzlerdim, düşünürdüm, değerlendirdim kendimce..."
OYUNCULUĞU HİÇ DÜŞÜNMEDİM
Sene 1960'lar... Bir kız çocuğu olarak tek başına Amerika'ya gitmesine ailesi nasıl razı olmuş Gürün, "Babam açık fikirli bir insandı ve bana güvenirdi" diye yanıtlıyor: "Ona yurtdışında tiyatro okumak istediğimi söyleyince 'Gitmek istiyorsan gidebilirsin ama yaptığın işi düzgün yapacaksın' dedi. Oyuncu olmayı hiç düşünmedim. İlgim hep tiyatronun kuram kısmına yönelikti; metnin altındaki söylemler, bu söylemlerin dışavurumu, tartışılması, metnin, yorumun toplumsal, sosyal yapısı vs... Bunun temelinde de küçük yaştan itibaren babamla yaptığımız konuşmalar, tartışmalar, onun bana önerdiği okumalar yatıyor kuşkusuz."
Haberin Devamı
Anne ve babasıyla.... Yaş 13
AMERİKA ÇEKİM MERKEZİYDİ
Peki neden Amerika Dikmen Hanım, "Bir Amerikan kolejinde okumuş olmamın etkisi olabilir. O dönemler Amerika gençler için cazip bir çekim merkezi idi" diye anlatıyor: "Ayrıca o dönem bir vesileyle tanıdığım bir Amerikalı çift vardı: Dr. Warren ve Barbara Walker. Onların sayesinde Iowa'da Parsons College'a gittim. Keyifli bir öğrencilik dönemi yaşadım. 1964'te Türkiye'ye döndüm. Ufak ufak çeşitli dergilerde yazmaya başladım. Şehir Tiyatrosu'nda Güngör Dilmen'in asistanlığını yaptım ama bu işler beni tatmin etmedi. Bir gün Tepebaşı Dram Tiyatrosu önündeki durakta inmedim tramvaydan, devam ettim yola... Babamla konuştum ve yüksek lisans yapmak üzere Amerika'ya döndüm."
Haberin DevamıIRKÇILIK KARŞITI OLAYLAR
Gürün, "O dönemde Martin Luther King'in öldürülmesinden önce ve sonra yaşanan ırkçılık karşıtı hareketler baskıcı yöntemleri tetikliyor ama öğrenciler vazgeçmiyordu. Beni her anlamda besleyen, olgunlaştıran bir ortamdı bu" diye devam ediyor: "Üniversitede tiyatrosunda, oyunlarda yer aldım. En severek oynadığım oyun da 'Medea' idi. Olumlu eleştiriler aldım." 1971'de okulu bitirip Türkiye'ye dönüyor. Bir süre Akis, Dünya, Kim, Yön gibi yayınlarda yazıyor. Oraloğlu Tiyatrosu, Gen-Ar ve Dostlar Tiyatrosu'nda oyunculuk yapıyor. 1973'te babası Kuveyt'te aniden vefat edince onun 'Bir iş yapıyorsan en iyisini yap' sözlerin düşünerek Ankara Üniversitesi Tiyatro Kürsüsü'ne başvuruyor. Eleştiri konusu odaklı doktorasını Prof. Dr. Sevda Şener ile yapıyor.
Haberin DevamıMUTLU EDEN İKİ ALAN
Dikmen Hanım, "Ondan sonra hayat aldı beni götürdü dünyanın dört bir yanına" diye gülüyor: "Doktoradan sonra dünyayı görmek istedim. İskandinav Hava Yolları İstanbul Merkezi'nde iyi bir pozisyonda çalışmaya başladım. Bu iş bana dünyayı gezme fırsatı verdi. Tabii tiyatrodan kopmadım. Dünyayı gezerken dünya tiyatrolarını da takip ediyordum. Bizim tiyatrolarımız üstüne de yazıyordum. 1982'de sevgili arkadaşım Atilla Dorsay yazdığım bir eleştiriyi Cumhuriyet'e götürmeyi teklif etti. Uçtum tabii... O gün bu gündür Cumhuriyet'te yazmaktayım. 1992 yılında ise sevgili Zehra İpşiroğlu İstanbul Üniversitesi'nde 'Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturgi Bölümü'nü açmıştı. Bir yıl sonra öğretim üyesi olarak üniversiteye geçmemi istedi. 1993'te Zeynep Oral'ın önerisiyle İKSV Tiyatro Festivali'nin başına geçmem istendi. Her iki görevi de yıllarca ve büyük bir tutkuyla götürdüm."

9