Sene 1995... Radyolarda "Cartel, bir numara, en büyük, cehennemden çıkan çılgın Türk" sözleri yankılanırken, Türkiye'de de milyonlar Almanya'da büyüyen Türk gençlerinin sesini ilk defa Türkçe sözlü rap müzik ile duyuyordu. Popüler kültürümüzün kült gruplarından Cartel'in kurucularından Erci E. ile buluştuk; hem kendi hikâyesini hem de Türklerin Almanya'ya göçünün 65. yılında 'gurbetçilik' kavramının nasıl değiştiğini, Almanya'daki Türk toplumunun dününü ve bugününü konuştuk.
Bundan 65 yıl önce işçi açığını kapatabilmek için Almanya ile Türkiye arasında 'İşgücü Anlaşması' imzalandı. 'Misafir işçi' olarak Almanya'ya giden ilk kuşak fabrikalarda çalıştı, ikinci kuşak iki kültür arasında büyüdü. Takvimler 1995'i gösterdiğinde bir şarkıyla Türkiye'de milyonlar bu kuşağın dertlerini hep bir ağızdan seslendirdi... Cartel, 'ikinci kuşak'ın yaşadığı dertleri ilk defa olarak Türkçe sözlü rap müzik ile dile getirdiği şarkılarıyla popüler kültürümüzün kült gruplarından biri oldu.
Karşımda grubun kurucularında Erci E. var. Halen Berlin'de yaşayan Erci E.'yi bir İstanbul ziyaretinde yakaladım. Ses kayıt cihazının çalışıp çalışmadığını denerken Erci Bey, meşhur şarkılarının sözlerinden birini, "Bir iki ses kontrol, mikrofon elimde, yaklaş çekinme..." diye mırıldanınca güldük. Üzerinden 30 sene geçmiş olmasına rağmen albümdeki şarkıların sözlerini bugün dinleyince bazı şeylerin hiç değişmediğini görmek şaşırtıcı... Bazı şeylerse çok değişmiş. Hepsini Erci Bey'den dinleyeceğiz. Önce onun kendi hikâyesiyle başlayalım...
Haberin DevamıAİLESİ İLK 'MİSAFİR İŞÇİ'LERDEN
'Erci E.' olarak tanıdığımız Erci Ergün, 1973 yılında Berlin'de doğuyor: "Babam Rize-Hemşin kökenli ama çocukken Adapazarı'na göç etmişler. Annem de Adapazarlı. Ben de kendim için 'Adapazarlıyım' diyorum." Babası, 1969 yılında Almanya'ya gidiyor. İki yıl sonra ona annesi de katılıyor. Çift, Berlin'de bir asansör firması fabrikasında çalışıyor. Erci E. dört yaşına kadar Türkiye'de kalıyor: "Ailem biraz para biriktirdikten sonra döneceklerini düşünüyordu. Giden pek çok aile de çocuklarını Türkiye'deki akrabalarına bırakıyordu. Ben de anneannemle dedemin yanında kaldım. Herkes tarafından 'emanet çocuk' diye büyük bir sevgi ve ilgi görerek büyüdüm."
SENE 1973 - "Berlin'de babam, ablam ve ben. Anne babalarımızın jenerasyonuna büyük saygı duyuyorum. Büyük işi onlar başardı; hiç bilmediği bir ülkede sabahın beşinde soğukta uyanıp işe gitmek, dili bilmemek... Biz onların çocukları olarak global bir dünyada yaşıyoruz."
DIŞLANMA HİSSİ HER YERDEYDİ
Dönüşün pek de kısa sürede olmayacağı anlaşılınca Erci Bey de Berlin'e gidiyor: "Babam okul başlamadan gelmemi istedi ki dil öğreneyim. Tabii bu benim için hayatımın travması oldu. Hiç evde olmayan bir anne baba ile dışarıda soğuk hava ve yabancı bir dil... Almanya yabancılara çok kapalıydı. Benim ailem içe kapanık değildi ama toplum olarak görünmezdik. Dışlanma hissiyatı her yerdeydi. Anne babalarımız karar verip gitmişler. Bizse bir yandan Almanya'ya uyum sağlamaya, bir yandan özümüzü unutmamaya çalışıyorduk. Halen 'üç dört seneye döneceğiz' duygusu vardı. Sınıfta tek Türk'tüm. Bugün artık tam tersi; Almanlar azınlık..."
Haberin Devamı
SENE 1975 - Türkiye
BİR YANDA JAMES BROWN BİR YANDA CEM KARACA
13 yaşından itibaren müziğe ilgi duyuyor. Düğünlerde davulcuları hayranlıkla izliyor. Evde ablasının dinlediği müziklerden etkileniyor; Prince, Duran Duran... Kendi ilgi alanı: James Brown veya Stevie Wonder gibi soul, caz ve siyah müziği. Ayrıca Barış Manço, Erkin Koray, Cem Karaca dinliyor. İlk icralarını eve aldığı orgla yapıyor. Bir yaz fabrikada çalışarak kendine bir kaset mikser alıyor. Radyoları karıştırırken bir kanala rastlıyor: "Rapçi, sunucu arandığını duyunca uzaydan bir dalga yakalamışçasına sevindim! Dört demo yolladım. 18 yaşımda radyoda 'Turkish Kisses' diye program yaptım. Almanya'da bir radyoda Barış Manço çalıyordum! Muazzamdı."
Haberin Devamı
SENE 1984 - Berlin ilkokul yıllığından
ALMANYA'NIN ÜÇ KÖŞESİNDEN TOPLANDIK...
Üniversitede siyaset bilimi okuyor ama aklı müzikte. Bir gün: "Radyoda Ozan Sinan'la tanıştım. Henüz sanatçı değildim ama menajerim oldu. Almanya'da o dönem büyük stüdyosu olan tek Türk Ünal Yüksel'di. Ben onu tanıyordum çünkü bir gazetede 'Müzik yapımları için Türkçe sanatçısı aranıyor' diye ilan vermişti. Gidip tanışmıştım. Sinan ile stüdyosuna gittik. Onlara 'Ben Türkçe sözlü rap yapmak istiyorum. Türkler rap'i çok seviyor, bu tutar' dediğimde Ünal, "Türkçe sözlü rap var, bana Nürnberg'den demoları' geldi deyip dolabı açtı, içinden Karakan kasedi çıktı! Sonra televizyonda breakdance yapan zurna altyapılı bir grup gördük; Da Crime Posse. Aynı amaçla Almanya'nın üç köşesinden herkesi topladık ve bir toplama albüm olarak 1994 yılında 'Cartel' Almanya'da yayınlandı."
Haberin Devamı
SENE 1985 - Sınıfta Break Dance, Berlin
CARTEL YAN YANA CAN CANA BERABER
Albüm 1995'te Türkiye'de de yayınlandı ve ortalık yıkıldı! Şarkı sözlerini hatırlayalım: "Almanya'nın caddelerinden al sana haber... Konuş da, söyle de, susma da sen de... Yabancısın diye seni ezemesinler... Yine bir Türk genç ölü, daha doyamadılar... Yabancıyız bunu onlar unutmayacak... Sen Türksün! (Almanyalı), bunu anla, bunu unutmamalı..." Albüm hem 'gurbet hayatı'nı esprili bir dille anlatıyor hem de en can alıcı sosyal sorunları aktarıyordu.

21