İBB duruşmaları kesintisiz devam ediyor. Sanki memleketin arka odasında, güncelin dışında, kendi mecraında.
İnsanlar herhangi bir hadise ne kadar önemli ne kadar sarsıcı olursa olsun, birkaç kez tekerrür etti mi kanıksıyorlar. Ha o mu Dün de olmuştu. Bu tür kafa sallamalar, 'ben biliyorum'lar, 'biz bu filmi görmüştük'ler, hatta ben demiştim'ler insanlığı geliştirdiği en yavşakça kaytarma yöntemleridir.
(Bağlamı farklı ama insan milleti olanı biteni olağanlaştırma konusunda hep aynı mekanizmayı kullanıyor. Gazze'deki vahşet karşısında bile öyle. Kanıksamıştık, hislerimizi rölantiye almıştık ve günler geçtikçe hissizliğe doğru süluk etmiştik.)
Davanın siyasi mahiyetini davanın mevcudiyetinden dolayı sonsuz bir mutluluk duyanlar dahil herkes görüyor. İtiraf etmeyi muvafık bulmayanlar dahi görüyor.
Şurası da herkesin malumu.
Memleketimizde, bir irade irade ettiğinde benzer bir takibata maruz bırakılamayacak bir belediye veya bir başka müessese bulmak hemen hemen imkansızdır.
Hz. İsa'nın zina suçundan dolayı recmedilmek üzere olan bir kadın için "İlk taşı günahsız olan atsın" dediği rivayet edilir. Anlatıya göre günahsız kimse yoktur. Bu yüzden kimse kadına taş atamaz.
Bugün, bir günahkara taş atabilecek kadar günahsız kimse var mı
Elleri 'temiz eller' kampanyasına girişebilecek kadar temiz olan kimse var mı
Kimseyi ayırt etmeden, kimseyi kapsam dışı bırakmadan memlekette yolsuzluk yapan herkesi lanetleyebilir misiniz
Cevabını herkesin bildiği başka sorular da var.
Cevabı bilindiği için televizyonlardaki tartışma programlarında hiç sorulmuyor.
İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu İstanbul Büyükşehir Belediye seçimlerini ikinci kez rakibiyle arayı iyice açarak kazanmasaydı bu davaların açılmasına ihtiyaç duyulur muydu
İmamoğlu'nun muhtemel bir cumhurbaşkanlığı seçimini kazanma ihtimali olmasa bu davalar açılır mıydı
Ardından mutlak butlan kararı geldi ve bu süreçlerin siyasi mahiyeti konusundaki kanaatleri perçinledi.
Şimdi ana muhalefet partisinin içi cadı kazanı gibi. Bırakın oy vermeyi kimse kapısının önünden bile geçmek istemez.
Terbiyeli, uysal, evcil bir muhalefete dönüşünceye kadar bu durum devam edecek.
Daha sonra, meraklılar, bir zamanlar bir CHP varmış diyerek, müze ziyaret eder gibi ziyaret edebilirler.
Kafa konforumuzu ikmal eden son aksesuarı ihmal etmeyelim. Bütün bu işlerin üzerine, tüy diker gibi, bir 'devlet aklı' etiketi yapıştıralım. Geçmiş olsun.
İşler böyle yürüyecek. Mutlu olması gerekenler mutlu olacak çünkü vazifemiz mutlu olması gerekenleri mutlu etmek.
Mutsuz olması gerekenler de mutsuz olacak.
Olsunlar.
Arka planda zerre miktarı vicdanı olanların geçiştiremeyeceği, asla kanıksayamayacağı ağır kötülükler ne olacak
O kötülükler de mi 'olur böyle şeyler' kapsamına giriyor

15