Trol trole baka baka kararır

Trol, balıkçıların kullandığı, denizin dibini korkunç bir şekilde süpüren, balıkların yumurtalarını bile bırakmayan vahşi bir ağdır.

Ben böyle biliyordum.

Bir ara kullanılması yasaklanmıştı.

İnternet çıktıktan sonra millet trol deyip duruyor, benim bildiğim trolle alakası var mı diye lügatlere baktım.

Kelimenin aslı sürüklemekmiş. Ağı teknenin arkasına bağlıyorsun, denize salıyorsun, sürüklüyorsun. Olta atmak da aynı anlama geliyormuş.

İnternet aleminde de cemiyetin içine bir olta atıp cemiyeti karıştırmaya 'trollemek' deniyor. Yani kelime bir evrim geçirmiş ama ilk anlamından çok uzağa gitmemiş.

Zamanla trollük bir meslek oldu.

Amelesinden profesörüne kadar değişik seviyelerden insanlar bu mesleğe intisap etmeye başladı.

Kimisi gönüllü. Meccanen çalışıyor. Kimisi ücretli, istihdam ediliyor.

Başka istihdam alanlarında ehliyet veya liyakat önemli değil. Akrabayı taallukattan olmak yeterli.

Fakat trollükte ehliyete önem veriliyor.

Tabii ki mesleğin incelikleri var, dikkatli olacaksın. Patlıcanın dalkavuğu değilsin, sultanın dalkavuğusun.

Zorlukları da var.

Mesela ekonomimizin "neoklasik ekonomi düşüncesinden epistemolojik olarak koparak heterodoks ekonomiye yöneldiğimiz," yüksek faizin enflasyona sebep olduğuna inanmanın vacip olduğu dönemde trollerimiz 'Çin modeli' dedikleri bir yöntemi savundular. Aralarında iktisatçılar da vardı. Hatta profesörler.

Yüksek faizin aleyhine attılar tuttular. Hatta o mübarek insanlardan birisi Merkez Bankası'nın başına getirildi.

Sonra 'rasyonel' ekonomiye geçtik.

Bu geçiş sırasında troller intibak güçlüğü çektiler.

Bazıları büyük sarsıntılar geçirdi. Hasar aldı. Ama büyük çoğunluk sağ salim intikal etti.

Fon vurgunu sırasında da trol camiası büyük sıkıntı çekti.

Vurgunu vuranların çoğu akrabayı taallukattan. Bir şey desen olmaz, demesen olmaz.

Dünya imtihan dünyası, trollerin de bir imtihanı var.

Dini metinlerden öğrendiğimiz imtihana bazı açılardan benzer.

Allah'a karşı sorumlu değilsiniz, dünyevi bir mercie karşı sorumlusunuz.

Ödül de peşin, ceza da peşin. Bu dünyada yapıyorsun, ecrini bu dünyada alıyorsun.

Fatma Betül Sayan Kaya da bu dünyada yaptı, ecrini de bu dünyada aldı. Aldı, gidiyordu fon vurgunu patlak verdi.

Fatma Hanım, elinde 2 küsur milyar liralık ödülüyle açık düştü.

Fon vurgunu patlak verince ecrini ahirette almayı düşündüğü umresi de tehlikeye düştü.

Fondan götürdüğüm parayla umre yapabilir miyim

Yaparsan belki fondan götürdüğün paranın cezasından düşülür.

Böyle mi hesaplamıştır

Zannetmiyorum. Tahsilli bir hanım, elmalarla armutların toplanmadığını biliyordur. Durum daha karmaşık olabilir.

Fatma Betül Sayan'la ilgili değil, 'götürme'lerle ilgili genel bir yaklaşım.