Yazar, Hz. Osman'ın Medine'de katledilişini İslam tarihinin büyük skandalı olarak sunuyor çünkü o kadar sahabi ve şehir halkı bu vahşi cinayeti engellemeyi tercih etmiş görünüyor. Temel argümanı, Peygamber döneminde dahi kurulmuş ideal toplumun neden çok hızlı çöküşe uğradığı sorusudur. Ama peki, bu olay gerçekten İslam toplumunun doğasında bir zaaf mı, yoksa o dönemin spesifik siyasi gerginliklerinin kaçınılmaz sonucu mu?
Medine-i Münevvere. Nurlu, aydın şehir. Peygamberimiz'in şehri.
'Medeniyet' kelimesinin 'medeni'liği biraz da Medine'den gelir. Örnek İslam toplumu Medine ahalisidir.
Peygamberimiz irtihal edeli çok olmamış. Sadece 24 yıl.
Hz. Ali henüz o şehirde yaşıyor. Oğulları Hasan, Hüseyin. Talha bin Ubeydullah, Zübeyr bin Avvam gibi hatırlı sahabiler, Hz. Ömer'in oğlu Abdullah, ismini hadis rivayetlerinin çokluğundan hepimizin hatırladığı Ebu Hureyre ve daha birçokları o şehirde.
Hz. Osman'ın evi çoğu Mısır'dan gelmiş isyancılar tarafından kuşatılmış. Aralarında Hz. Ebu Bekir'in oğlu Muhammed de var.
"İsyancılar başta öfkeli ve çılgın gençler olduğu halde halifenin evine girmek için yol aradılar. Sonunda Ensar'dan bir zatın halifenin evine bitişik evinin damından içeriye atlayarak halifeye ulaştılar. O sırada halifenin odasında sadece karısı Naile bintü'l Ferasifa bulunuyordu. Muhammed b. Ebubekir ve arkadaşları damdan ip sarkıtarak halifenin yanına inmişlerdi. Halife o esnada -herhalde öldürüleceğinden artık emin olarak- rahlesinde Kur'an-ı Kerim okumakta idi. Muhammed hemen sıçrayıp halifenin göğsüne oturarak sakalına yapışmış ve bağırarak "Ey Na'sel (Koca sakalıyla ünlü bir Yahudinin adı) diye hitap edip "Haydi bakalım, Muaviye gelsin, İbn Amir gelsin, İbn ebi Serh gelsin seni kurtarsın" diye haykırmıştı. Bunun üzerine Halife "Baban seni böyle görseydi ne derdi acaba" deyince Muhammed hemen halifenin sakalını bırakıp dışarı kaçtı. Fakat arkasından başkaları sökün etti. Biri daha içeri girdi ve elindeki mışkasla (balta benzeri parçalayıcı alet) halifenin omuzuna vurdu ve kanattı, kanı mushaf üzerine aktı. Arkasından gelen biri de ayaklarına vurdu, nihayet gelen bir başka adam da kılıcının kabzasıyla halifenin eline vurunca Hz. Osman acıyla "Senin vurduğun bu el ilk defa Kur'an'ı yazan eldir" diye haykırdı. Sonuçta halife bu acınası hal üzere çaresiz bir şekilde merhametsizce katledildi." (Ahmet Yaşar Ocak, Farklı Bir İslam Tarihi, İletişim.)
Bu bir tarafıyla elim bir hadisedir. Bir tarafıyla da büyük bir skandaldır.
Koskoca Medine şehri, o kadar sahabi, isyancı güruhun ve Hz. Osman'ın evine giren birkaç katilin Hz. Osman'ı vahşi bir şekilde katletmesine mâni olamamıştır.
"Hz. Ali halifenin öldürüldüğünü öğrenince oğulları Hasan ve Hüseyin'i yanına çağırarak "Siz kapısının önünde bulunuyordunuz, nasıl engel olamadınız" diye paylamış ve dövmüştü. Talha, Zübeyr, Sa'd ve Ensar ve Muhacirun'dan bazıları ile birlikte evden içeri girdiklerinde Hz. Osman'ı mushaf üzerine kapanmış bir halde ölmüş görünce dayanamadılar ve ağlaştılar."
Bu bir devrim mi
Değil.
Kanlı bir darbe.
Peygamberimiz'in kabri o şehirde ama Peygamberimiz'in şehri, Medinetü'n Nebi tanınacak halde değil.
Ocak şöyle yorumluyor: "Hz. Osman'ın feci katli insanlık tarihinin pek çok zaman ve mekânında şüphesiz ortak beşerî zaaflardan Müslümanların da vareste olmadığını, Peygamber'in hayatıyla sınırlı ideal bir Müslüman toplum meydana getirilmiş olsa dahi neden eski haline avdet etmekte gecikmediğini göstermektedir.

6