Sülün Osman... Yaptığı dolandırıcılıkların yalın, düz, basit olması yüzünden, şimdiki resmi ve gayri resmi dolandırıcılıkların karmaşıklıklarını ve terbiyesizliklerini de gördükten sonra adama 'rahmetli' diyesim geliyor.
Diyormuş ki Sülün Osman, "Beni dolandırmaya kalkmayan hiç kimseyi dolandırmadım."
Rahmetli Yurdakul Dağoğlu anlatmıştı. Meşhur Gürün Hanı inşa edilirken Sülün Osman çok sayıda dükkanı Anadolu'dan gelen uyanık hacı ağalara satmış.
Yurdakul Abi'nin babası Dağoğlu Hanı'nı inşa ederken tedbir olarak Sülün Osman'a bir miktar para vermiş. 1950'lerin sonlarında veya 60'ların başlarında. O zamanın parası, on bin lira mı Öyle bir miktar. Böylece Sülün Osman, Dağoğlu Hanı'ndan hiç dükkan satmamış.
Bu basit bir dolandırıcılık.
Sülün Osman, Beyazıt Kulesi, Galata Köprüsü veya tramvay gibi umuma ait varlıkları satmasaydı unutulup gidecekti.
(Günümüzde alışveriş şekilleri değişti. Sülün Osman'ın sattığı kamuya ait varlıkları artık devlet satıyor.)
Bugünlerde gündemin ana maddelerinden birisi fon dolandırıcılığı.
Sülün Osman'ın dolandırıcılığına benziyor mu
Pek benzemiyor. Şu anda dolandırmak için de dolandırılmak için de Sülün Osman'dan daha bilgili olmak lazım.
Bakın dolandırıcı evlatlara, hepsi okumuş, aile terbiyesi almış, yerli ve milli çocuklar. (Yanlış anlaşılmasın, 'evlat' Arapçadır, 'velet'in çoğuludur. 'Lar' eki burada galattır, ama galat-ı meşhurdur.)
Borsa işlerinden, fon dolandırıcılığından pek anlamadığımı söylemiştim.
İptidai dolandırıcılıklarla ilgili hikayelerim var.
Düzce'deki köylerden birine, Karatavuk'a, 80'lerde bir fındık tüccarı geliyor. Köylülerin fındığını Fiskobirlik'in verdiği fiyattan bir iki lira fazlaya satın alıyor. Başlangıçta fındığın parasını peşin ödüyor. Sonra bir kısmını peşin, bir kısmını haftaya. Sonra... Birkaç yüz ton fındığı satın alıp büyük çoğunluğun parasını henüz ödememişken sırra kadem basıyor.
Ben köy kahvesine girdiğimde köylüler kendileriyle kafa buluyorlardı.
"Cemal! Sen funduğu kaçtan sattun"
"Aptula, sen niye ucuza verdun Zarar ettun"
Halbuki hiç kimse sattığı fındığın parasını almamış.
Muhafazakar camia bu yöntemleri gurbetçilere hisse satan Anadolu şirketlerinden bilir.
Sonunda kimisi yavaş yavaş kimisi hızlı hızlı battı. Olan gariban vatandaşa oldu.
Jet Fazıl'ın satışları da benzer ilkelere dayanır.
İlke dedim, tuhaf kaçtı değil mi Ama maalesef, dolandırıcıların da ilkeleri var.
'Uyandırma kerizi, bulandırma denizi.'
İlke midir Bilmiyorum, aklıma geliverdi işte.
Bugünkü yolsuzluğumuza 'Fonzi' adını verdiler.
Charles Ponzi adında bir İtalyan 1920'de posta pullarıyla Amerikalıları dolandırıyor. Bizimkiler Ponzi'nin 'P'sini 'F' yaparak sisteme isim yakıştırdılar.
Bu tür dolandırıcılıkta ilke şu:
Yüksek kâr getiren bir üretim varmış gibi göstererek yatırımcıları sisteme katıyorsun, ilk yatırım yapanlara ödemeyi sisteme sonradan katılanların parasıyla yapıyorsun. Sonunda, müsait bir aşamada, milleti yeteri kadar çarptıktan sonra kayboluyorsun.

13