'Kader,' içinden çıkılması, ayıklanıp bir kenara konulması zor bir mesele.
Her şey ezelde yazılmışsa biz neyle imtihan oluyoruz Bizim fiillerimiz dahil her şeyi Allahu Te'ala ezelde yazdığı şekilde yaratıyorsa o zaman kendi fiillerimizden niçin sorumlu tutuluyoruz
Bu soruları daha da derinleştirebiliriz. Derinleştirdikçe soruların içinde kaybolabiliriz.
Öyleyse sormayalım.
Hayır sormak zorundayız. Çünkü insanız, sorumlu bir varlığız.
İnsanın zihinsel kapasitesinin sınırlı olduğu bir gerçek. Her sorunun cevabına bugün erişemeyebiliriz. Ama soruları sormazsak yarın da erişemeyeceğiz.
Kadere iman etmemiz gerekiyorsa, künhüne vakıf olmadığımız bir şeye nasıl iman edelim
Muhtevasını karıştırma! Allah indinde ne ise ona iman et!
Fena fikir değil. Ama bu durumda benim imanımın muhtevası ne Muhtevasını bilmediğim bir şeye iman edince iman etmiş sayılır mıyım
Bu soruların hepsi ve daha fazlası sorulmuş. Herkes meşrebine göre bir cevap üretmiş.
Prof. Dr. Ahmet Akbulut Sahabe Dönemi İktidar Kavgası kitabında (OTTO) Sıffin'i ve sonuçlarını tartıştıktan sonra arka planları siyasi olan itikadi oluşumlara da genişçe bir yer ayırıyor.
Belki tekrar olacak ama önce Akbulut'un Ehl-i Sünnet'in siyasi olayları yorumlama şekline dair cümlesini not edelim.
"Ümmetin yönetiminin başına gelmenin meşruluğu tartışılmadan var olan yönetimlere meşruiyet kazandırma çabası Ehl-i Sünnet camiasının ortak tavrı olagelmiştir. Siyasi alanda Müslüman alimlerce ortaya orijinal bir eser konmamış olmasının sebebi de temeldeki bu hata olsa gerektir. Halkın idarecilere karşılıksız itaati vurgulanmış fakat yöneticilerin sorumluluğu somut ilkelere bağlanamamıştır."
'Ulu'l emre itaat' Müslümanların siyaset anlayışlarında merkezi bir kavram. Emirler bunu çok vurguluyor. Emirlerin gölgesindeki ulema da çok vurguluyor.
Vurgularken "Allah'a isyanda kula itaat olmaz' ilkesini genellikle atlıyorlar.
Neden 'ulu'l emr'e itaat etmemiz gerekiyor
Tabii ki 'kader' sebebiyle.
"Muaviye 'ortalık durulup sakinleştikten sonra kendisinin Müslümanlara halife olmasının Allah'ın kaza ve kaderiyle olduğunun halkın zihinlerine yerleşmesini istedi. Sa'd ibn Ebi Vakkas'ın ölümünden sonra da bizzat Muaviye'nin emriyle minberden Ali'ye lanet okundu. Diğer Emevi halifeleri de Muaviye'nin yolunu izlediler. (Halife Ömer b. Abdülaziz bunun istisnasıdır.) Emevi halifeleri kendilerinin Allah tarafından tayin edildiklerini ve bundan dolayı da Allah'ın halifesi olduklarını, kendilerine yapılacak isyanın Allah'a yapılmış olacağını, Müslümanların Allah'ın iradesine rıza göstermelerinin gerektiğini iddia etmekteydiler."
"Emevi yöneticileri siyasi endişelerle Müslüman öldürmeyi meşru göstermek için de Allah'ın takdirinin ve ezelde insanların alnına yazdığı yazının öyle olduğunu, kendilerinin sadece Allah'ın kaderini yerine getirdiklerini dahi ileri sürmüşlerdi. Özellikle Muaviye Cebriye mezhebini destekleyerek bu fikri yaydı."

20