Eskiden, çok da eskiden değil bizim gençlik yıllarımızda, sokaklarda şişman adam ve şişman kadın çok azdı. Herkes çıta gibiydi. Bugünkü tabirle herkes 'fit'ti. İstanbul'un kalabalık çarşılarında bile yüzlerce, binlerce insanın arasında bir-iki şişman insana zar zor rastlardınız.
O zamanlar hayal edebileceğimiz en şişman adam, Yeşilçam filmlerinde daha çok zengin konaklarındaki aşçı rollerinden tanıdığımız rahmetli Necdet Tosun'du.
Bugün artık şişman demiyoruz. Obez diyoruz.
Türkiye dünyanın en obez ülkelerinden biri haline geldi. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine göre; Avrupa'nın en obez ülkesi Türkiye.
Yetişkin nüfusun yüzde 32'si obez. Her dört çocuktan biri de obez.
Devlet bugünlerde bir 'obezite yılı' ilan etse fena olmaz.
Eskiden olmayıp da şimdi yüz yüze geldiğimiz sorunlardan biri de nüfus azalması. Neyse ki devlet bunu fark etti. Önümüzdeki on yılı 'aile ve nüfus on yılı' ilan etti.
Devletin ilan ettiği yıllarla ilgili güzel hatıralarımız maalesef yok.
Büyüklerimiz birkaç yıl önce (2023'te) 'gelecek yıl emeklilerin yılı olacak' demişlerdi, emekli devletten bir iyilik bekledi. Beklediğinin tam tersi oldu. Bugünlerde gittiğim her mekânda gram altınla, asgari ücretle emekli maaşının alım gücünü kıyaslayan emeklilerle karşılaşıyorum. "Emekli maaşımla 11 tane çeyrek altın alabiliyordum, şimdi iki tane alamıyorum" diyen diyene. 2023'te memura yapılan seyyanen 8 bin lira maaş artışını hatırlamayan emekli yok.
Devlet 'aile yılı' ilan edince vatandaş ailesinin başına bir sıkıntı geleceğinden endişe ediyor.
Yaşı kemale ermiş her insan gibi ben de geçmişle bugünü kıyaslama alışkanlığı edindim. Eskiden sokaklarda dolaşırken geçiştiğimiz ya da bir mekâna girdiğimizde gördüğümüz erkeklerin ve kadınların ezici çoğunluğu gençti. Orta yaşlılar bile azınlıktaydı. Herkesin saçı simsiyah. Bilemedin kumral. Arada tek tük de sarışın. (Şu anda sarışınların sayısında artış var. Anadan babadan değil, boyadan.)
Bugün obezler gibi ak saçlılar da çoğaldı. Nüfus artış hızımız düştü.
Doğurganlık oranı 2'nin altına indiğinde nüfusunuz artmıyor. Şu anda bizde doğurganlık oranı 1,48 civarında. Aile başına 1,5 çocuk. Demek ki nüfusumuz yaşlanacak. Bir taraftan da azalacak.
Cumhurbaşkanı Erdoğan nikah merasimlerinde yeni evli çiftlere 'en az 3 çocuk' tavsiye ederdi.
Demek nikahına katıldığı çiftler Cumhurbaşkanı'nın tavsiyesini dinlemediler. Bildiklerini okudular.
'En az 3 çocuk' bir politika değildi. Muhtemelen hazirun tarafından bir çeşit latife olarak algılanıyordu.
(Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın 'nüfus ve aile on yılı' konuşmasında nüfusumuzun azalmasının faturasını muhalefete yazma çabası vardı biraz.)
Ailelerin çocuk sahibi olmak istememesinin bir sebebi ekonominin bozulması olabilir mi
İlk bakışta mantıklı görünüyor.
Fakat evvelce fakir fukara ailelerde çocuk sayısı daha yüksekti. Zenginler, doktorlar, memur takımı ve bilumum tuzu kurular onlara şöyle parmak sallardı:

23